2012 yılında ise Mori’nin makalesi İngilizceye çevrilerek IEEE Robotics & Automation Magazine (RAM)’de yayınlandı.
Tekinsiz vadi, ortaya çıkarılan ürünün, ki Mori tarafından öncelikli olarak robotik alanında ele alınmıştır, insana benzerliği ile insanların bu ürünlere olan ilgisini ele alan grafikte Mori tarafından kaçınılması gerektiği savunulan değer aralığıdır. Ortaya çıkarılan robot endüstriyel bir robotsa ve insana benzemiyorsa grafiğin sıfır noktasına en yakın bir yerine onu yerleştirebiliriz ve bizim başlangıç noktanız olmuş olur. İnsana olan benzerlik arttıkça, mesela oyuncak robotlar, insanların gözüne daha sevimli görülmeye başlar. Ama öyle bir nokta vardır ki grafik birden yön değiştirir ve hızla eksi değerlere düşer insanların ilgisi. Burada insana benzetilmeye çalışılmış ama başarılı olamamış robotları görebiliriz; tıpkı ceset gi biler. Bir bütün insan değil, kısmi bir parçası da benzetilmeye çalışılmış olabilir; yapay bir el düşünün, bu el ahşaptan yapılmış olabilir ki o halde genel olarak fazla bir şey ifade etmez ama insan derisine benzer bir silikondan yapıldıysa biraz çekinceli yaklaşabiliriz. Hele bir de kendiliğinden hareket ediyorsa kim bir an ürkmez ki? İşte o an “Tekinsiz Vadi”desinizdir.
Hareket algısı bu grafikteki pozitifliği yüceltir, negatifliği ise daha da deline iter, yatan bir ölü bedenin hareket eden bir zombiden daha az ürpertici olması gibi.
Mori’nin makalesine yapılan en büyük eleştiri, yazıldığı dönemde dünya, robotik alanında pek de bir yol kat edememişti ve ortaya çıkan makale (insansı) robotsuz bir dünyada, robotların insana benzerliğinin insan üzerine olan etkisinin eleştiriyordu. Zaman geçtikçe, teknolojik araçların günlük hayatımızda yerlerinin artmasıyla beraber konu daha önemli bir hale geldi.
Üzerinde çokça konuşulan ve dikkat edilmesi gereken “Tekinsiz Vadi” kavramı çok farklı disiplinleri kapsıyor; felsefe, psikoloji, sosyoloji, tasarım, mühendislik… Liste uzar gider. Ortaya atılmasının üzerinden geçen 35 yılın ardından gün yüzüne çıkması ve bu derece tartışılır olmasında teknolojideki gelişmelerin yanında bu disiplinlerarasılığın etkisi yadsınamaz. Birçoğu Bilişsel Bilimler (Cognitive Science) çatısı altında yer alan bu alanlardan insanlar artık bir araya gelerek insan beynini araştırıyor; neye nasıl tepki verdiğimizi, duygularımızı, düşüncelerimizi çok daha bilimsel yönden analiz ederek sonuçlara ulaşıyor.
Günümüze kadar, farklı araştırmacılar konuyu apayrı yerlerden ele alarak üzerine geniş araştırmalar gerçekleştirdi. Örneğin;
David Hanson tekinsiz vadinin gerektiğinde güzel olabileceğinden bahsettiği ve örnek olarak Michelangelo’nun heykelini, Disney’in karakterlerini verdi.
Masahiro Ishiguro, insanları anlamak için robotları geliştirdiğini savundu ve insana çok benzeyen robotlar ortaya koydu. Hatta katıldığım bir panelin konuşmacılarından olan Ishiguro, robotların oy kullanma hakkının olması gerektiğini savunuyordu ki tamamen farklı bir yazı konusu.
Karl F. MacDorman ise insana olan benzerliğin bahsedilen duygu dönüşümlerini oluşturma konusunda tek başına yeterli bir parametre olamayacağına değindi.
Ayşe Pınar Saygın, yaptığı çalışmalarda bir insana bakan kişinin beyinde tetiklendiği nöronlar ile o insana çok benzeyen bir insansı robota bakan kişinin beyninde tetiklenen nöronların çok benzer olduğunu, yani robotla da o insanın empati kurabildiğini (çünkü beyinde empatiyi sağlayan ayna nöronlar tetikleniyor) gösterdi. Ancak Mekanik bir robota bakan bir insanda bu nöronlarla ilgili bir tetikleme yoktur. Mori’nin savının aksine Saygın, yaptığı bu araştırma ile insansı robotların insanlar üzerinde olumlu bir etkisi olabileceğini göstermiş oluyor.
Tüm araştırmalar ile birlikte aslında ihtiyacımız olan, insanların duygularına hitap edebilecek ve ihtiyaç duyulan fonksiyonları karşılayabilecek ürünler ortaya koymak. Bir ev robotunun illa ki bir insansı robot olması gerekmeyeceği gibi görme duyumuzu iyileştirecek olan gözlüğün de gözümüzle aynı tasarıma sahip olması gerekmiyor. Fonksiyonun ve insanlarda olumlu duygular oluşturmanın arasındaki bu ilişki sektörleri ve insanları daha inovatif düşünmeye itiyor; insanları yüreklendirerek daha cesur tasarımlar ortaya koymalarını, ürünlerde ve hizmetlerde farklılaşmaya gitmelerini sağlıyor. Bir probleme çözümler bulmak için farklı disiplinlerden kişilerin bir araya gelerek çalışması ise bu farklılaşmayı sağlayan ana etkenlerden birisi. [1]


@titus