Kültür Bakanlığının 1990’da yayınladığı tıpkıbasım eserin girişinde “Arapça olarak kaleme alınmış olan bu eserin, dünyanın çeşitli kütüphanelerinde 11 nüshası vardır. Bunların en eskisi 1206 tarihini taşıyan ve Topkapı Sarayı Kütüphanesi’nde 3472 numara ile kayıtlı olan nüshadır. Elinizdeki tıpkıbasım bu yazmadan (sadece ebadı biraz küçültülerek) yapılmıştır.” denmiştir.
Özellikle web sitelerinde, aynı kaynaktan çıktığı çok açık olan, El Cezeri’nin Camia’da öğrenim gördüğüne dair bilgiler mevcuttur. Esasında Camia’nın lügat manası darülfünun’dur. Günümüzde Arapçada “Camia” kelimesi “üniversite” anlamında kullanılmaktadır. Dolayısıyla “camia”, dönemin tedrisat yapan bir üniversitesi, darülfünunu ve medresesidir. 639 yılında Hz. Ömer Cizre’deki bir kiliseyi camiye çevirmiş ve bu cami aynı zamanda medrese olarak da kullanılmıştır. Bu medrese de El Cezeri’nin sonradan kapısını ve kapı tokmağını yapacağı Cizre Ulu Cami’nin ta kendisidir ki, halen ona Camia denmektedir.
El Cezeri’nin öğrenim hayatı hakkında ışık tutması için yaşadığı dönemde yetişen İslam bilginlerinden bazılarına göz atmakta büyük fayda vardır. Bu, hem dönemin üniversite düzeyinde eğitim kurumları olan medreselerde Kur’an, fıkıh, kelam ve akaid gibi derslerin yanında pozitif bilimlere ne derece önem verdiklerini de gösterecek, hem de El Cezeri’nin nasıl bir öğrenim görmüş olabileceği hakkında bir fikir verecektir.
Kaynaklarda El Cezeri’nin kaç dil bildiği açık bir şekilde not edilmemektedir. Ancak Cizre’de doğduğu için Kürtçe, Artuklu Hanedanı’na hizmet ettiği için Türkçe ve Kitab-ı Hiyel’i Arapça yazdığı için Arapça bildiği rahatlıkla söylenebilir. Bunun yanında Kitabındaki Latince işaretlemeler ve kodlamalar Latince bildiğini de düşündürtmektedir. 1160-1277 tarihleri arasında Anadolu Selçuklu Devleti’nin, Türkçeyi ve Arapçayı terk edip, Farsçayı devlet dili, ilim ve edebiyat dili olarak kabul ettiği ve kullandığı bilinmektedir. Bütün medreselerde Farsça tedrisat yapılmış devlet muhaberatı Farsça yapıldığı gibi devlet muhasebat defterleri de Farsça tutulmuştur. İlim ve edebî eserler ile lügatlar Farsça yazılmıştır (Türkiya M.Ç.VI;VII/2,Sa.123; Eke, 2016). Bu dönem, tam da El Cezeri’nin yaşadığı dönemdir ve doğal olarak Farsça bu topraklar üzerinden geçip Anadolu Selçukl Devletine yayılmıştır. Şu halde El Cezeri’nin Kürtçe, Arapça, Latince ve Türkçenin yanında Farsçayı da biliyor olması yüksek bir ihtimaldir.
El-Cezeri’nin icatlarının genellikle ya su ile çalışması ya da su temininde kullanılması nedeniyle O’nun sibernetikçi olmanın yanı sıra dahi düzeyde bir su mühendisi olarak da anılması gerektiği söylenebilir. Yine yaptığı makineler nedeniyle El Cezeri’nin aynı zamanda bir makine mühendisi olarak kabul edilmesi anlamlıdır.


@titus