kavramı ekonominin merkezine taşıyan, george akerlof'un 1970'te quarterly journal of economics'te yayımlanan the market for lemons makalesi oldu. amerikan argosunda limon, alır almaz arıza çıkaran araba demek. makale bu dergiden önce üç saygın dergiden geri çevrilmişti, sonunda yazarına 2001 nobel ekonomi ödülünü getirdi. mantığı rakamla anlatayım. ikinci el pazarında arabaların yarısı sağlam, yarısı limon olsun. sağlam arabanın sahibi ona 1 milyon lira değer biçiyor, alıcı 1,2 milyon vermeye razı; limonun sahibi 500 bin diyor, alıcı 600 bin. alıcı hangisinin hangisi olduğunu ayırt edemiyorsa ortalamaya, yani en fazla 900 bine razı olur. bu fiyattan sağlam araba sahibi satmaz. pazarda sadece limonlar kalır, alıcılar bunu anlar ve fiyat 600 bine iner. iki taraf da sağlam arabanın el değiştirmesinden kazançlı çıkacakken o işlem hiç gerçekleşmez. bilgi farkı, değer yaratacak ticareti piyasadan siler.
sigortada aynı sarmal ölüm sarmalı adıyla bilinir. sigortacı riskleri ayırt edemeyip ortalama prim koyarsa, kendini sağlıklı bilenler pahalı bulup çekilir, kalanların ortalama riski yükselir, prim artar, bir dilim daha çekilir. bu yüzden sağlık sigortası birçok ülkede ya zorunlu tutulur ya da işveren üzerinden grup halinde satılır; grupta kişi sigortaya sağlığı yüzünden değil işi yüzünden girer. michael rothschild ve joseph stiglitz 1976'da başka bir yol gösterdi. farklı muafiyetli bir poliçe menüsü sunarsan düşük riskliler yüksek muafiyetli ucuz poliçeyi, yüksek riskliler pahalı ama kapsamlı olanı kendileri seçer. kredide de benzer bir tuzak var; stiglitz ve andrew weiss 1981'de faizi yükselten bankanın en riskli borçluları çektiğini, bu yüzden bankaların faizi artırmak yerine krediyi kısmayı seçebildiğini gösterdi. sigorta teknolojileri girişimlerinin telematik cihazlarla risk ölçme hevesi de özünde ters seçimle kavga.
bizde ikinci el araç piyasası bu sorunu kendi yöntemleriyle yamar. ekspertiz raporu, sigorta hasar kaydı sorgusu, galeri garantisi, 'boyasız değişensiz' ilanları hep alıcının bilgi açığını kapatmaya yönelik. satıcının ekspertizi kendi cebinden yaptırması ya da garanti vermesi ise sinyal verme örneği, çünkü limon sahibi aynı garantiyi vermeye yanaşmaz. girişim finansmanında da durum farklı değil. iyi giden şirketler yatırımcı seçebilir, her kapıyı çalıp her şartı kabul eden şirket ise yatırımcının gözünde bir uyarı ışığıdır. şirketler gönüllü ayrılma paketi açtığında önce en kolay iş bulacak olanların, yani çoğu zaman en iyi çalışanların gitmesi de bir ters seçim hikayesi. kendi danışmanlık işimde bunu en çok kredi tarafında görüyorum; en yüksek faize hiç pazarlık etmeden tamam diyen müşteri, bankanın en çok çekindiği müşteri oluyor.
sık yapılan yanlış, ters seçimi kötü niyetle açıklamak. kimse yalan söylemese de, herkes kendi bildiğine göre katılma kararı verdiği için havuz bozulur. bir diğeri, her bilgi farkının pazarı çökerteceğini sanmak; itibar, garanti, zorunlu katılım ve tarama araçları çoğu piyasayı ayakta tutar. oyun teorisi tarafında ters seçim, doğanın oyunculara tip dağıttığı eksik bilgili oyunlar ile modellenir, çözümleri de mekanizma tasarımının konusudur.


@navigator