Sosyal girişim için para bulmak: hibe, etki yatırımı ve klasik melek yatırım arasında üç yılda gidip geldiğim yol
İlk iki yıl neredeyse tamamen hibeyle yaşadık. Vakıflar, uluslararası programlar, yarışmalar. Hibenin iyi tarafı pay vermemeniz. Kötü tarafı ise her programın kendi raporlama formatı olması ve proje bazlı düşünmeniz. Bir hibe atölye eğitimi için, bir başkası dijital satış kanalı için para veriyor. Şirketin genel giderlerini, maaşları, depoyu hiçbiri karşılamıyor. Bir noktada, işimizi büyütmek yerine hibe raporu yazmak için çalıştığımızı fark ettim.
Üçüncü yıl etki yatırımcılarıyla görüşmeye başladım. Burada beklentim, sosyal etkinin kârın önüne geçeceğiydi. Görüştüğüm yatırımcıların çoğu ise önce iş modelini sordu: birim ekonomisi, tekrar eden müşteri oranı, büyüme. Sosyal etki onlar için ikinci filtre, birinci değil. Bunu acı bir şekilde öğrendim; ilk sunumlarım duygusal hikâyelerle doluydu ve rakam yoktu.
Sunumu yeniden yazdım. Etki kısmını da ölçülebilir hale getirdim: kaç üreticiyle çalışıyoruz, ortalama aylık gelirlerine ne kadar katkı yapıyoruz, kaçı ilk kez kayıtlı gelir elde ediyor. Bu verileri toplamak için üreticilerle düzenli anket yapmaya başladım. İlginç olan, bu veriler hem hibe başvurularında hem yatırımcı görüşmelerinde işe yaradı.
Sonunda bir melek yatırımcı ile küçük bir etki odaklı fonun birlikte girdiği bir tur kapattık. Hibe başvurularını tamamen bırakmadık ama artık yalnızca işimize doğrudan uyan programlara başvuruyoruz.
Benim çıkardığım ders şu: sosyal girişim de olsa yatırımcı önce işin sürdürülebilir olup olmadığına bakıyor. Etki, iyi bir iş modelinin üstüne eklendiğinde güçlü bir hikâyeye dönüşüyor. Tek başına ise yeterli değil.



@irmakdoga