Kuru üzümü Almanya'daki Türk marketlerine mi satmalı, yoksa pazaryerinde genel alıcıya mı? Bir üreticinin ikilemi
Birinci yol, Almanya'daki Türk marketleri ve toptancılar. Bir akrabamız orada market işletiyor ve bizim ürünleri birkaç kez bavulla götürmüş, müşteriler sevmiş. Toptancıyla tanıştırabileceğini söylüyor. Bu yolun avantajı, ürünü ve kalitesini tanıyan bir müşteri kitlesi. Kuru üzüm ve pekmez onlar için zaten bilinen bir ürün, anlatmaya gerek yok. Dezavantajı, toptancının fiyatı aşağı çekmesi ve pazarlık gücünün onda olması. Bir de rafta onlarca benzer ürünle aynı fiyat aralığında rekabet edeceğiz.
İkinci yol, pazaryerlerinde ya da kendi sitemizden genel Avrupa alıcısına satmak. Organik kuru üzüm bu alıcı için de bilinen bir ürün, ama pekmez değil. Pekmezi anlatmak, nasıl kullanıldığını göstermek, belki tarif vermek gerekecek. Avantajı daha yüksek fiyat ve marka değeri. Dezavantajı, gıda ihracatının etiket, sertifika ve depolama yükü ile pazarlama maliyeti. Organik sertifikamızın hedef ülkede tanınması konusunu da araştırmam gerekiyor.
Benim içimden gelen şu: önce Türk marketleri ile hacim ve nakit akışı sağlamak, sonra bu deneyimle pazaryerine açılmak. Ama bir arkadaşım şunu söyledi: Türk marketlerinde ucuz ürün olarak konumlanırsan sonra premium marka olmak zor. Ona da hak veriyorum.
Bir de lojistik ayrımı var. Toptancı paletli gönderim isteyecek, bu ihracat süreci ve gümrük beyannamesi demek. Pazaryeri ise küçük paketler ya da depo modeli demek. İkisini birden yönetecek kapasitemiz yok, en az bir yıl birini seçmem lazım.
Gıda ihracatı yapan, özellikle diaspora pazarı ile genel pazar arasında seçim yapmış biri bu ikilemi nasıl çözdü?



@tohumcu