Ödeyebilen ödeyemeyenin yerine ödesin: sosyal girişimde çapraz sübvansiyon ve askıda modeli gerçekten işler mi?
Bu modelin çalışması için birkaç şartın aynı anda sağlanması gerekiyor. İlki, tam fiyat ödeyen müşterinin ürünü sadece iyilik için değil, ürün iyi olduğu için alması. Kafede ilk ay müşteriler askıda fikrine çok ilgi gösterdi, üçüncü aydan sonra kahve sıradan olduğu için dönmediler. İyilik bir kez satıyor, ürün tekrar satıyor.
İkincisi oran. Ücretsiz verilen her ürünün maliyetini tam fiyat ödeyenin marjı karşılamak zorunda. Dil kursu her dört ücretli öğrenciye bir burslu öğrenci planlamıştı, ama kira ve eğitmen ücreti artınca bu oran bire altıya inmeden kâr etmek mümkün olmadı. Oranı başta sabit bir söz olarak vermek yerine dönem dönem ilan etmeleri gerekti.
Üçüncüsü muhasebe. Ücretsiz verilen ürün de bir maliyet ve bir hareket. Bunun kayıtlara nasıl yansıyacağı, bağış mı, indirim mi, promosyon mu sayılacağı vergi açısından farklı sonuçlar doğurabiliyor. Şirket, dernek ya da kooperatif olmanıza göre de değişiyor. Kendi durumunuza bakacak bir müşavirle bunu baştan konuşun, sonradan düzeltmek çok daha zor.
Dördüncüsü onur meselesi. Askıda modelinde ihtiyaç sahibinin kendini teşhir edilmiş hissetmemesi lazım. Teknoloji eğitimindeki ekip bunu en iyi çözendi: ücret skalasını herkese açık koydular ve kimin hangi seviyeyi seçtiğini kimse görmüyor. Kendi beyanına dayalı bir sistem ama kötüye kullanım beklediklerinden çok daha az oldu.
Bu modeli yürüten ya da deneyip bırakan var mı? Özellikle oranı nasıl belirlediğinizi merak ediyorum.



@navigator