Gün boyu devre kartı tasarlayıp akşam marangoz tezgâhına geçmek: kırk yaşında yeni bir el işi
İlk ders tam bir alçakgönüllülük dersiydi. Hocam bana bir parça çam ve bir el rendesi verdi, kenarı düzgün rendelememi istedi. Bunun ne kadar zor olabileceğini düşündüm. Bir saat sonra elimde dalgalı, bir ucu ince bir çıta vardı. İşimde mikron düzeyinde tolerans konuşan biri olarak, ahşabın her lifinin başka bir yöne gitmek istemesi beni bir yandan çıldırttı, bir yandan da büyüledi.
Marangozlukta sabırsızlığın cezası anında geliyor. Elektronikte bir hata yaptığımda simülasyonda görüyorum, düzeltiyorum, kimse fark etmiyor. Tezgâhta ise acele ettiğim bir kesim doğrudan parçayı çöpe atıyor. Hocamın en sık söylediği cümle 'iki kere ölç, bir kere kes'. İlk ay bunu bir klişe sanıyordum, şimdi aynı cümleyi kendi işimde, tasarım incelemelerinde söylerken buluyorum kendimi.
Dokuz ayda yaptıklarım şunlar: bir kesme tahtası, oğlumun odası için bir kitap rafı, eşimin annesine küçük bir mücevher kutusu ve şu an üzerinde çalıştığım, zıvana birleştirmeli bir sehpa. Sehpa iki aydır bitmedi, çünkü her birleştirmeyi baştan yapıyorum. Kimse acele ettirmiyor. Bu da işin güzel tarafı.
Beklemediğim bir yan etkisi de oldu. Atölyedeki diğer kursiyerler tamamen farklı dünyalardan: emekli bir öğretmen, bir hemşire, üniversite öğrencisi bir genç, bir kuaför. İş konuşmuyoruz. Ahşap, alet ve kahve konuşuyoruz. Kendi sektörümden olmayan insanlarla haftada iki akşam sohbet etmenin kafamı ne kadar açtığını ancak birkaç ay sonra fark ettim.
Bir de uyku düzenim düzeldi. Kurs akşamları eve yorgun ama tuhaf bir şekilde huzurlu dönüyorum, telefona bakmadan uyuyorum. İş yerindeki stresli haftalarda bile o iki akşamı kaçırmamaya çalışıyorum.
Ekran başında çalışan ve elleriyle bir şey yapmayı özleyen varsa, el işi kursları için yaş sınırı yok. Benim sınıfta en yaşlı kişi altmış sekiz yaşındaydı ve en düzgün rendeyi o çekiyordu.



@orbitalbaris