Türkiye'nin en kapsamlı girişimcilik ve inovasyon bültenine kaydolduğunuz için teşekkür ederiz.
Belirli aralıklarla e-posta kutunuza; girişimcilik, inovasyon, teknoloji, proje geliştirme ve üretim kültürüne dair rafine edilmiş içerikler göndereceğiz. Dilediğiniz zaman aboneliğinizi kolayca iptal edebilirsiniz.
Bültene kaydolmak güzel bir başlangıç. Peki, inovanadolu'nun bir parçası olmaya ne dersiniz?
inovanadolu.com'a şimdi üye olarak topluluklara katılabilir, projelerinizi görünür kılabilir, yeni insanlarla tanışabilir ve fikirlerinizi üretime dönüştürebileceğiniz araçlara erişebilirsiniz.
Bir sonraki versiyonunuzu ortaya çıkarmak ve üretim yolculuğunuza başlamak için sizi inovanadolu'ya bekliyoruz.
inovanadolu Sözlük, içeriği kullanıcılar tarafından oluşturulan, inovasyon, girişimcilik, teknoloji vb. konularda başlıkların oluşturulduğu ve tanımlandığı, kategorisindeki en büyük Türkçe kaynaktır.
tesla'nın adını iki kez taşıyan spor otomobili. ilki 2008'de satışa çıkan ve şirketin ürettiği ilk otomobil olan roadster; gövdesi lotus elise üzerine kurulmuştu ve lityum iyon hücrelerden oluşan batarya paketiyle elektrikli bir otomobilin hem hızlı hem de gün…
oyun teorisi, sonucu yalnızca senin kararına değil başkalarının kararlarına da bağlı olan durumları inceleyen matematik ve iktisat dalı. buradaki oyun satranç ya da tavla anlamında değil. iki şirketin fiyat savaşı, bir ihaleye teklif veren beş firma, maaş pazarlığı yapan bir çalışanla işveren, aynı kuyudan su çeken çiftçiler, hatta aynı çiçeğe konan arılar hep birer oyun. ortak noktaları, her oyuncunun hamlesini seçerken ötekilerin ne yapacağını tahmin etmek zorunda olması.
iktisat okurken bu alanı sevmemin sebebi biraz da memleket. konya'da ailemin tarlası var ve köyde yeraltı suyunu kimin ne kadar çekeceği, ortak biçerdöverin hangi sırayla kullanılacağı, ürünü tüccara kimin önce satacağı yıllardır aynı tartışma. oyun teorisini öğrenince bu tartışmaların bir dili olduğunu gördüm. bu tanımı da o dili merak edenler için bir harita gibi düşündüm; her kavramın kendi başlığı var, buradan oraya geçebilirsiniz.
alanın kökleri sanıldığından eski. antoine augustin cournot 1838'de aynı malı satan iki üreticinin ne kadar üreteceğini modelledi, bugün buna cournot rekabeti diyoruz. joseph bertrand 1883'te firmaların miktar değil fiyat seçtiğini varsayınca bambaşka bir sonuca ulaştı; bertrand rekabeti başlığında iki modelin neden bu kadar farklı şeyler söylediği anlatılıyor. heinrich von stackelberg 1934'te birinin önce, ötekinin sonra hamle yaptığı lider ve takipçi yapısını ekledi, o da stackelberg rekabeti olarak anılıyor. ernst zermelo 1913'te satranç gibi oyunları matematikle ele aldı, émile borel 1920'lerin başında rastgele karıştırılan hamleleri tartıştı. asıl kırılma john von neumannın 1928'de kanıtladığı minimaks teoremi ile geldi. von neumann ve iktisatçı oskar morgenstern 1944'te 'theory of games and economic behavior' kitabını yayımlayınca alan bağımsız bir disiplin haline geldi.
1950'ler alanın altın çağıdır. john nash doktora tezinde herkesin ötekilere karşı en iyi cevabı verdiği durumu tanımladı ve bu nash dengesi sonraki bütün çalışmaların ortak dili oldu. aynı yıl RAND'da merrill flood ile melvin dresher'ın tasarladığı bir deneyi albert tucker iki şüphelinin hikâyesine dönüştürdü, böylece mahkum ikilemi doğdu. lloyd shapley 1953'te ortak bir kazancın adil paylaşımı için bugün shapley değeri dediğimiz formülü önerdi. john harsanyi 1967 ile 1968 arasında yayımladığı makalelerle oyuncuların birbirinin tipini bilmediği eksik bilgili oyunları çözülebilir hale getirdi. reinhard selten ise 1965'te boş tehditleri eleyen alt oyun yetkin denge fikrini ortaya koydu. nash, harsanyi ve selten 1994'te nobel ekonomi ödülünü birlikte aldı.
temel kavramlara gelince, her oyunun üç parçası var. oyuncular, her oyuncunun seçebileceği stratejiler ve strateji bileşimlerinin her birine karşılık gelen kazançlar. rakip ne yaparsa yapsın daha iyi sonuç veren bir hamle varsa buna baskın strateji denir ve iş kolaylaşır. çoğu zaman öyle bir hamle yoktur, o zaman rakibin her hamlesine karşı en iyi cevaba bakarız. bazen hiçbir saf hamle dengede durmaz; penaltıda hep sağa vuran futbolcu çabuk okunur. çözüm, hamleleri belirli olasılıklarla karıştıran karma stratejidir. birinin kazancının tam olarak ötekinin kaybı olduğu durumlar sıfır toplamlı oyun diye ayrılır. poker ve satranç böyledir, ticaretin büyük kısmı değildir, çünkü iyi bir anlaşma iki tarafı birden kazançlı çıkarır. bir sonucun israf barındırıp barındırmadığını pareto optimalliği ile ölçeriz; kimseyi kötüleştirmeden birini iyileştiremiyorsan sonuç pareto optimaldir. mahkum ikileminin acı dersi de nash dengesinin pareto optimal olmak zorunda olmamasıdır.
bu birkaç kavramla ünlü oyunların ailesi kurulur. mahkum ikileminde bireysel akıl ortak zarar doğurur. ortak malların trajedisi aynı mantığın çok kişili halidir; meradaki fazla koyun, aşırı avlanan balık stoğu, herkesin kullandığı ama kimsenin bakımını üstlenmediği ortak bir sunucu. elinor ostrom 2009 nobel'ini toplulukların bu trajediyi kendi koydukları kurallarla nasıl aştığını göstererek aldı. koordinasyon oyununda çıkar çatışması yoktur, sorun aynı seçimde buluşmaktır; trafikte aynı şeritten gitmek ya da bir sektörün aynı dosya biçiminde anlaşması gibi. geyik avı güvenin, tavuk oyunu ise inatlaşmanın oyunudur. thomas schelling insanların konuşmadan nasıl buluştuğunu sordu ve cevabı schelling noktası kavramında buldu. aynı adam bir tehdidin ya da sözün ancak inandırıcıysa işe yaradığını gösterdi, bu da inandırıcı taahhüt başlığının konusu.
zaman eklenince tablo değişir. sıralı oyunlarda sondan başa doğru düşünmek, yani geriye doğru çıkarsama, en temel araçtır; satranç programlarından girişim ortaklık sözleşmelerine kadar aynı mantık işler. aynı oyun defalarca oynandığında tekrarlanan oyunlar devreye girer ve bugünkü ihanetin yarınki bedeli işbirliğini mümkün kılar. robert axelrod'un 1980 civarında düzenlediği bilgisayar turnuvalarını en basit programlardan biri olan kısasa kısas kazandı; önce iyi davran, sonra rakibin son hamlesini tekrarla. biyolojide aynı soruları john maynard smith ve george price sordu ve 1973'te evrimsel olarak kararlı strateji kavramını önerdi. evrimsel oyun teorisi rasyonel hesap yerine seçilim ve taklitle yayılan davranışları inceler.
bilgi eksik olduğunda oyun ayrı bir dala dönüşür. bilgi asimetrisi, bir tarafın ötekinden fazlasını bildiği durumdur. george akerlof 1970'te ikinci el araba piyasasında kötü malın iyi malı piyasadan kovduğunu gösterdi, buna ters seçim diyoruz. sözleşmeden sonra gözlenemeyen davranış değişikliği ise ahlaki tehlikedir; kasko yaptırınca daha dikkatsiz süren sürücü gibi. michael spence 1973'te iyi tipin kendini kötüden ayırmak için pahalı bir işaret gönderdiğini anlattı, sinyal verme buradan çıktı. akerlof, spence ve joseph stiglitz 2001'de nobel aldı. laboratuvarda ise werner güth ve arkadaşlarının 1982'de yayımladığı ultimatom oyunu deneyleri, insanların düşük teklifleri kendi zararlarına reddettiğini gösterip saf rasyonellik varsayımını sarstı.
bir de tersinden bakan dal var. verilmiş bir oyunu çözmek yerine istediğin sonucu verecek oyunu kurmak mekanizma tasarımıdır; leonid hurwicz, eric maskin ve roger myerson 2007'de bu alan için nobel aldı. en somut uygulaması ihalelerdir. açık artırma teorisi hangi biçimin ne kadar gelir getirdiğini ve malın kime gittiğini inceler. william vickrey 1961'de kazananın ikinci en yüksek teklifi ödediği biçimi önerdi; vickrey açık artırmasında gerçek değerini yazmak baskın stratejidir ve vickrey 1996'da nobel aldı. fiyatın yüksekten aşağı indiği hollanda açık artırma da bu ailenin üyesi. değeri belirsiz bir varlığı kazanan çoğu zaman o varlığı en çok abartan kişidir; 1971'de petrol sahası ihaleleri üzerinden tarif edilen bu tuzağa kazananın laneti denir. paul milgrom ve robert wilson, yeni ihale biçimleri ve ABD'deki frekans ihalelerine katkılarıyla 2020'de ödüllendirildi. oyuncuların bağlayıcı anlaşma yapabildiği durumları işbirlikçi oyun teorisi ele alır. shapley ile alvin roth 2012'de, böbrek nakli eşleştirmesinden tıp mezunlarının hastanelere yerleştirilmesine kadar uzanan istikrarlı eşleştirme çalışmaları için nobel aldı.
iş dünyasında oyun teorisi çoğu zaman adı konmadan kullanılır. bir girişimci fiyat koyarken rakibin cevabını düşünüyorsa, bir risk sermayesi fonuyla değerleme konuşurken iki tarafın da masadan kalkma seçeneğini tartıyorsa, iki rakip ortak bir standart için birlikte rekabet ediyorsa yapılan şey oyun teorisidir. barry nalebuff ve adam brandenburger'ın 1996 tarihli 'co-opetition' kitabı bu bakışı yöneticilere taşıdı. platform ekonomisinde alıcılar ve satıcılar karşı tarafın kalabalığına bakarak katılır, önce kimin geleceği tipik bir koordinasyon sorunudur. fiyat savaşları bertrand, kapasite yarışları cournot, pazara erken giren lider ise stackelberg modeline benzer; bunları ilk hamle avantajı başlığıyla birlikte okumanızı öneririm. müzakere masasında da en güçlü kart çoğu zaman anlaşma olmazsa ne yapacağınızdır.
yapay zeka tarafında alan hiç bu kadar canlı olmamıştı. satranç programlarının arama mantığı minimaks fikrine dayanır. üretken çekişmeli ağlar, yani GAN'lar, 2014'te iki ağın birbirine karşı oynadığı bir oyun olarak tanımlandı. carnegie mellon üniversitesinde geliştirilen libratus 2017'de, pluribus 2019'da profesyonel poker oyuncularını yendi; ikisi de dengeye yaklaşan stratejiler hesaplıyordu. çok ajanlı pekiştirmeli öğrenmede ajanların birbirine uyum sağladığı ortamlar doğrudan birer oyundur. model kararlarını açıklamakta yaygın kullanılan SHAP yöntemi, shapley değerini girdi özelliklerine uygular. reklam ihalelerinden kurye eşleştirmesine kadar birçok platform algoritması da aslında bir mekanizma tasarımı problemidir.
eleştiriler de ciddi. birincisi, modeller oyuncuların rasyonel olduğunu, kazançlarını bildiğini ve ötekilerin de rasyonel olduğunu bildiğini varsayar; davranışsal iktisat insanların adalet duygusu, öfke ve alışkanlıkla hareket ettiğini defalarca gösterdi. ikincisi, birçok oyunda birden fazla denge vardır ve teori hangisinin gerçekleşeceğini çoğu zaman söyleyemez. üçüncüsü, dengeyi hesaplamak bile zor olabilir; constantinos daskalakis, paul goldberg ve christos papadimitriou 2006'da genel oyunlarda nash dengesi bulmanın hesaplama açısından zor bir sınıfa girdiğini gösterdi. dördüncüsü, gerçek hayatta kazançlar, hatta oyuncuların kim olduğu belli değildir; modeli kuran kişi neyi dışarıda bıraktığını unutursa matematik onu yanlış yere götürür. yine de bence oyun teorisinin asıl değeri doğru tahmin üretmekten çok doğru soruyu sordurmasında. bir karar vermeden önce karşı taraf bunu görünce ne yapar diye sormak, bu alanın herkese bıraktığı en kullanışlı alışkanlık.
firmalardan birinin üretim miktarını önce açıkladığı, diğerinin bunu görüp sonra karar verdiği rekabet modeli. alman iktisatçı heinrich von stackelberg 1934'te marktform und gleichgewicht, yani piyasa biçimi ve denge adlı kitabında ortaya koydu. önce hamle yapan firmaya lider, sonra gelene takipçi denir. cournot rekabetinden tek farkı hamle sırasıdır ama bu fark sonucu baştan değiştirir. model geriye doğru çıkarsama ile çözülür. lider, takipçinin her olası miktara nasıl tepki vereceğini önceden hesaplar ve bu tepkiyi hesaba katarak kendi miktarını seçer. ortaya çıkan sonuç alt oyun yetkin dengedir ve oyun teorisinin sıralı oyunlar fikrinin iktisattaki ilk büyük uygulamalarından biridir.
cournot örneğindeki rakamlarla bakalım. piyasa fiyatı 100 eksi toplam üretim, iki firmanın birim maliyeti 10 lira. takipçi her zaman 90'dan liderin üretimini çıkarıp ikiye böldüğü kadar üretir. bunu bilen lider 45 birim üretir, takipçi 22,5'e razı olur, toplam 67,5 birim çıkar ve fiyat 32,5 liraya iner. lider 1012,5, takipçi 506,25 lira kâr eder. aynı firmalar eşzamanlı oynasaydı ikisi de 900 kazanırdı. demek ki önde olmak lidere 112,5 lira kazandırıyor, takipçiyi 393,75 lira geriletiyor. tüketici de kazançlı çıkıyor, çünkü fiyat 40 yerine 32,5. toplam sanayi kârı ise düşüyor.
işin püf noktası taahhüt. lider 45'i açıkladıktan sonra takipçi 22,5'e inerse, liderin o noktadaki en iyi tepkisi aslında 33,75'tir. yani lider fırsat bulsa üretimini kısar. takipçi bunu biliyorsa liderin 45'ine inanmaz ve oyun cournot'ya geri döner. bu yüzden liderlik bir ilan değil, geri alınamaz bir adım ister. kurulmuş bir fabrika, ödenmiş bir makine, imzalanmış uzun vadeli bir tedarik sözleşmesi. inandırıcı taahhüt kavramının en net iktisadi örneği budur ve thomas schelling'in kendi seçeneklerini daraltmanın güç olabileceği fikriyle aynı yere çıkar. avinash dixit 1980'de bu mantığı pazara giriş caydırmasına uyguladı, yerleşik firmanın önceden kurduğu fazla kapasite rakibe 'girersen fiyat düşük kalacak' mesajını inandırıcı biçimde verir. konya'da da bunu gördüm, ilçede büyük bir soğuk hava deposu kurulduğunda küçük üreticiler kendi yatırım planlarını ona göre küçülttü, kimse o kapasitenin geri söküleceğini beklemiyordu.
model, mevcut ilk hamle avantajı tartışmasının biçimsel temelidir ama bir şartla. avantaj, miktarlar stratejik ikame olduğunda geçerlidir, rakip benim üretimime karşılık kendi üretimini azaltır. fiyat rekabetinde, yani farklılaşmış ürünlerde bertrand rekabeti koşullarında durum tersine döner. önce fiyat açıklayan, rakibin hemen altına inmesine zemin hazırlar ve ikinci olmak avantaja dönüşür. yarı iletken fabrikaları, bulut veri merkezleri, havayolu filoları gibi büyük ve batık yatırımların olduğu sektörler stackelberg'e, kampanya fiyatlarının saatlik değiştiği e-ticaret ise ikinci hamlenin değerine daha yakındır. rakip analizi yaparken rakibin söylediklerinden çok geri dönülmez adımlarına bakmak bu yüzden önemlidir. model iktisat dışında da yaşıyor. milind tambe ve ekibinin stackelberg güvenlik oyunları 2007'den itibaren los angeles havalimanında devriye planlamasında kullanıldı, savunan taraf lider, saldırgan takipçi kabul edilir. yapay zeka tarafında da iki düzeyli optimizasyon problemleri aynı yapıya sahiptir.
sık yapılan yanlışlardan biri, ilk davranan herkesin lider olduğunu sanmak. liderlik için hamlenin görünür, geri alınamaz ve takipçi tarafından gözlenebilir olması gerekir. takipçi liderin ne yaptığını göremiyorsa oyun fiilen eşzamanlıdır. bir diğer yanlış, takipçinin tehditleriyle kurulan bazı nash dengesi durumlarını gerçekçi saymak. takipçinin 'sen 45 üretirsen ben piyasayı mala boğarım' demesi, o an geldiğinde kendine zarar vereceği için inandırıcı değildir ve alt oyun yetkinlik bu tehditleri eler.
firmaların miktar yerine fiyat seçtiği ve müşterinin en ucuzdan aldığı rekabet modeli. fransız matematikçi joseph bertrand 1883'te journal des savants dergisinde cournot'nun kitabı hakkında yazdığı eleştiride, firmaların gerçekte miktar değil fiyat belirlediğini söyledi ve cournot rekabeti sonucunun bu durumda çöktüğünü gösterdi. ürün aynıysa ve iki firmanın birim maliyeti eşitse, maliyetin üstündeki her fiyat rakibin bir kuruş altına inmesiyle kaybedilir. bu kırma ancak fiyat maliyete eşitlendiğinde durur. sonuç bertrand paradoksu diye bilinir. yalnızca iki firma, tam rekabet sonucunu üretmeye yetiyor ve ikisi de sıfır ekonomik kâra razı oluyor. oyun teorisi açısından bu, fiyat oyununun tek nash dengesidir.
somut bir örnek. iki satıcı aynı powerbanki internetten satıyor, birim maliyetleri 300 lira, müşteri karşılaştırma sitesinde hangisi ucuzsa onu alıyor. ikisi de 450 isterse pazarı paylaşırlar. biri 449'a inerse bütün siparişler ona gider, diğeri 448'e iner ve iniş 300'e kadar sürer. 300'de kimse kıpırdamaz, fiyat yükselten müşterisiz kalır, düşüren zarar eder. ikisi de 450'de kalmayı tercih ederdi ama her biri kırmaya teşvikli, yapı mahkum ikileminin fiyat versiyonu gibi. maliyetler farklıysa ucuz üreten, rakibin maliyetinin hemen altına fiyat koyup pazarın tamamını alır.
gerçek piyasalarda iki firma nadiren sıfır kâra düşer ve paradoksun çözümleri iktisadın en verimli konularından birini oluşturur. birincisi farklılaştırma. harold hotelling 1929'da konum farkının fiyatı maliyetin üstünde tuttuğunu gösterdi, marka, hız, iade kolaylığı, servis de aynı işi görür. fiyatlandırma psikolojisi taktikleri de bu farklılaşmanın küçük bir parçasıdır. ikincisi kapasite kısıtı. francis ysidro edgeworth 1897'de bütün talebi karşılayamayan bir firmanın fiyat kırmasının sınırlı getiri sağladığını, bunun fiyatların bir düşüp bir sıçradığı döngülere yol açabileceğini gösterdi. bazı ülkelerin akaryakıt perakendesinde bu döngüler gözlenmiştir. david kreps ve jose scheinkman 1983'te önce kapasite seçilip sonra fiyatla rekabet edilirse cournot sonucuna varıldığını gösterdi. üçüncüsü tekrarlanan oyunlar. aynı rakipler her gün karşılaşıyorsa fiyat kıranın cezalandırılacağı beklentisi, kısasa kısas mantığıyla, yüksek fiyatları ayakta tutabilir. dördüncüsü arama ve geçiş maliyetleri. peter diamond 1971'de müşterinin fiyat araştırmasının küçük bir maliyeti olsa bile fiyatların tekel düzeyine çıkabileceğini gösterdi.
e-ticaret bertrand'a teorideki kadar yakın bir yerdir. pazaryerinde aynı barkodlu ürünü beş satıcı satıyorsa satış kutusunu kazanmak için fiyatlar kuruş kuruş kırılır, kendi deneyimimde komisyon ve kargo düşülünce kâr çoğu zaman sıfıra yaklaşıyor. algoritmalar işi tuhaflaştırabilir. 2011'de amazon'da the making of a fly adlı biyoloji kitabı, birbirinin fiyatına göre ayar yapan iki satıcının yazılımı yüzünden 23 milyon doların üstünde listelendi. emilio calvano ve arkadaşlarının 2020'de american economic review'da yayımladığı çalışma, pekiştirmeli öğrenme kullanan fiyat algoritmalarının birbirleriyle konuşmadan rekabetçi düzeyin üstünde fiyatlarda buluşabildiğini gösterdi, bu da yapay zeka çağında rekabet hukukunun yeni bir sorusu. en düşük fiyat garantisi de paradoksal bir araçtır, rakip fiyatı eşleyeceği için fiyat kırmanın getirisi kalmaz ve rekabet yumuşar.
sık yapılan yanlış, bertrand modelinin fiyatların hep maliyete ineceğini söylediğini sanmak. model bir ölçüttür ve farklılaşmanın, kapasitenin ve tekrarlı ilişkinin neden değerli olduğunu gösterir. bir girişim için asıl ders, karşılaştırılabilir bir emtia satıyorsa kâr marjının bir tıkla erimeye mahkum olduğudur. ekonomik hendek tam olarak bertrand dünyasından çıkış kapısıdır. cournot ile farkı da önemli. miktarlar stratejik ikame, fiyatlar ise stratejik tamamlayıcıdır, rakip fiyat kırınca siz de kırarsınız. hangi modelin uyduğunu, sektörde neyin daha zor değiştiği belirler, kapasite mi fiyat mı.
firmaların aynı anda ne kadar üreteceğine karar verdiği, fiyatın ise piyasaya çıkan toplam miktara göre kendiliğinden oluştuğu rekabet modeli. fransız matematikçi antoine augustin cournot 1838'de yayımladığı recherches sur les principes mathématiques de la théorie des richesses kitabında, maliyetsiz su çıkaran iki maden suyu kaynağının sahiplerini örnek alarak kurdu. modelde her firma rakibinin üretimini veri kabul edip kendine en kârlı miktarı seçiyor ve denge, iki firmanın tahminlerinin birbirini doğruladığı noktada oluşuyor. bu tam olarak 1950'de tanımlanacak nash dengesidir, yani cournot bugünkü oyun teorisinin en eski çözümlerinden birini nash'ten 112 yıl önce yazmıştı. kitap onlarca yıl neredeyse hiç okunmadı, ilk ciddi eleştiri 1883'te joseph bertrand'dan geldi ve bertrand rekabeti modelini doğurdu.
sezgisi şöyle. rakip ne kadar çok üretirse fiyat o kadar düşer, benim üreteceğim her ek tonun getirisi de o kadar azalır. bu yüzden her firmanın bir tepki fonksiyonu vardır, rakip artırınca ben azaltırım. iktisatçılar buna miktarların stratejik ikame olması der. denge, iki tepki eğrisinin kesiştiği yerdir ve kimse tek başına miktarını değiştirerek daha fazla kazanamaz.
basit bir duopol üzerinden gidelim. piyasa fiyatı 100 eksi toplam üretim olsun, iki firmanın da birim maliyeti 10 lira. dengede her firma 30 birim üretir, toplam 60 birim çıkar, fiyat 40 lira olur ve her firma 900 lira kâr eder. tek bir tekelci olsaydı toplam 45 birim üretip fiyatı 55'e çıkarır, 2025 lira kazanırdı. firmalar anlaşıp 22,5'er birim üretse her biri 1012,5 lira alır, yani ikisi için de daha iyi. ama rakip 22,5'te kalırken benim için en iyi miktar 33,75'tir ve bu sapmayla kârım yaklaşık 1139 liraya çıkar. herkes aynı hesabı yaptığı için kartel dağılır ve 30'ar birime dönülür, yapı mahkum ikilemine benzer. tam rekabette ise fiyat maliyete, yani 10 liraya iner ve 90 birim satılır. cournot sonucu bu iki ucun arasında kalır. firma sayısı arttıkça her firmanın payı küçülür ve fiyat maliyete yaklaşır, ikiden çok sayıya geçiş rekabeti adım adım sertleştirir.
model en iyi, kapasitenin pahalı ve geri alınamaz olduğu sektörlerde çalışır. çimento, çelik, döküm, petrol, bellek çipleri, havayolu koltuk kapasitesi buna örnek. kendi sektörümde fırın kapasitesine yılda bir karar verirsiniz, fiyatı ise o yıl piyasaya ne kadar mal çıktığı belirler, ve masadaki asıl soru hep rakibin yeni hattını ne zaman devreye alacağıdır. o yüzden rakip analizi yaparken rakibin fiyat listesinden çok yatırım planına bakmak gerekir. david kreps ve jose scheinkman 1983'te önce kapasite kurup sonra fiyatla rekabet eden firmaların cournot sonucuna ulaştığını gösterdi, bu iki model arasındaki eski tartışmayı büyük ölçüde barıştırdı. rekabet kurumlarının birleşme incelemelerinde kullandığı herfindahl endeksiyle de bağı var. cournot modelinde sektörün ortalama kâr marjı, pazar paylarının kareleri toplamının talep esnekliğine bölümüne eşittir.
yanlış anlamalara gelince, firmalar gerçek hayatta aynı saniyede miktar ilan etmez, model eşzamanlılığı rakibin kararını görmeden kendi kararını verme anlamında kullanır. ürünün homojen olduğunu ve herkesin rakip maliyetlerini bildiğini varsayar, maliyetler gizliyse eksik bilgili oyunlar araçları gerekir. biri önce yatırım yapıp rakibe bunu gösterebiliyorsa iş stackelberg rekabetine döner. aynı firmalar yıllarca karşılaşıyorsa tekrarlanan oyunlar devreye girer ve sessiz anlaşmalar ayakta kalabilir. cournot bir tahmin makinesi değil, kapasite kararlarının fiyata nasıl dönüştüğünü düşünmek için bir çerçevedir.
sıralı oyunları, yani oyuncuların sırayla hamle yaptığı ve önceki hamleleri gördüğü oyunları sondan başa doğru çözme yöntemi. oyun teorisinde böyle bir oyun bir ağaç olarak çizilir. her düğüm birinin karar anıdır, dallar seçeneklerdir, yapraklarda da herkesin alacağı ödemeler yazar. yöntem basit görünür. önce son karar düğümüne gidip oradaki oyuncunun en iyi seçimini bulursunuz, diğer dalları budarsınız, sonra bir önceki düğüme geçip aynı soruyu sorarsınız. başa vardığınızda elinizde her oyuncunun her durumda ne yapacağını söyleyen eksiksiz bir plan olur. bu planlar reinhard selten'in 1965'te tanımladığı alt oyun yetkin dengeyi verir. nash dengesinden farkı şurada. nash dengesi bazen hiç uygulanmayacak tehditlere yaslanabilir, geriye doğru çıkarsama ise o anı geldiğinde kimsenin yapmayacağı tehditleri baştan eler. inandırıcı taahhüt tartışmasının matematiksel zemini budur.
fikrin kökü satranca uzanır. ernst zermelo 1913'te yayımladığı makalede satranç gibi sonlu ve tam bilgili bir oyunda üç durumdan birinin geçerli olduğunu gösterdi. ya beyaz kazancı zorlayabilir, ya siyah zorlayabilir, ya da iki taraf da en az beraberliği garantiler. tarihçiler zermelo'nun ispatının bugünkü anlamıyla geriye doğru çıkarsama olmadığını not eder, ama düşünce oradan filizlendi. harold kuhn 1953'te sonlu ve tam bilgili her oyunun saf stratejilerden oluşan bir dengesi olduğunu kanıtladı. satranç teoride belirlenmiş, pratikte çözülmemiş bir oyundur, çünkü konum sayısı hiçbir bilgisayarın tarayamayacağı kadar büyük. damada ise iş bitti. jonathan schaeffer'in ekibi 2007'de chinook programıyla iki tarafın hatasız oyununda sonucun beraberlik olduğunu gösterdi. masa oyunu masasında da gördüğüm şey aynı, son turu önceden hesaplayan oyuncu ilk turları bambaşka oynuyor.
yöntemin en çok tartışılan sonucu kırkayak oyunudur. robert rosenthal 1981'de ortaya attı, adını sonradan ken binmore koydu. dört turluk bir sürüm düşünelim. ayşe ilk hamlede parayı alırsa ayşe 4, berk 1 lira alır. pas geçerse sıra berk'e gelir, berk alırsa ayşe 2, berk 8 alır. sonra ayşe alırsa 16'ya 4, berk son turda alırsa 8'e 32 olur. berk de pas geçerse ayşe 64, berk 16 lira kazanır. sondan bakınca berk son turda 32'yi 16'ya tercih eder, bunu bilen ayşe üçüncü turda alır, bunu bilen berk ikinci turda alır, bunu bilen ayşe de daha ilk hamlede 4 lirayı alıp masadan kalkar. masada 80 lira dururken 5 liraya razı olunur. richard mckelvey ile thomas palfrey'in 1992 deneylerinde ise katılımcıların çok azı ilk hamlede aldı, çoğu birkaç tur pas geçti. aynı çözülme sonlu sayıda tekrarlanan mahkum ikileminde de görülür, son turda ihanet, ondan önceki turda da ihanet ve böyle başa kadar. ultimatom oyununun teorik çözümü de bu yolla bulunur ve deneyler orada da teoriden sapar.
iş hayatında yöntem her gün kullanılır, çoğu zaman adı konmadan. pazara girmeyi düşünen bir girişim, yerleşik şirketin fiyat savaşı tehdidine bakarken şunu sormalı. girdikten sonra fiyat kırmak yerleşiğin kendisine pahalıya patlıyorsa o tehdit boştur. selten'in 1978 tarihli zincir mağaza paradoksu tam olarak bu soruyu inceler. yatırım turu planlarken çıkış senaryosundan geriye yürümek, ihaleye girmeden kazanılırsa işin nasıl teslim edileceğini hesaplamak da aynı mantık. ariel rubinstein 1982'de sırayla teklif verilen pazarlığı bu yolla çözdü ve sabrı fazla olan tarafın daha büyük pay aldığını gösterdi, müzakere masasında son tarihin kimin elinde olduğu bu yüzden önemlidir. stackelberg rekabetinde lider firma da takipçinin tepkisini geriye doğru hesaplayarak üretimini seçer.
sınırları da var. yöntem herkesin rasyonel olduğunu ve bunun ortak bilgi olduğunu varsayar, kırkayak deneyleri bu varsayımın kırılgan olduğunu gösteriyor. oyun sonsuzsa, hamleler eşzamanlıysa ya da eksik bilgili oyunlar söz konusuysa tek başına yetmez. ağaç büyüdükçe hesap patlar, satranç motorları bu yüzden belli bir derinlikte durup konumu tahmini bir değerle puanlar, alphazero gibi sistemler bu değerlendirmeyi pekiştirmeli öğrenme ile öğrenir. son olarak amazon'un ünlü basın bülteninden geriye çalışma alışkanlığıyla karıştırılmasın. o bir ürün planlama tekniğidir, karşı tarafın tepkisini hesaba katmaz.
pareto optimalliği, kimsenin durumunu kötüleştirmeden hiç kimsenin durumunun iyileştirilemediği dağılım hâlidir. bir değişiklik en az bir kişiyi iyileştiriyor ve kimseyi kötüleştirmiyorsa buna pareto iyileştirmesi denir; böyle bir iyileştirme kalmadıysa pareto optimal noktadasın. kavram italyan mühendis ve iktisatçı vilfredo pareto'dan (1848 ile 1923 arası) geliyor. pareto lozan üniversitesi'nde leon walras'ın kürsüsünü devraldı ve fikri 1906'da italyanca yayımlanan manuale di economia politica kitabında, 1909'daki fransızca baskıda da daha açık biçimde geliştirdi. iktisatta pareto verimliliği, oyun teorisinde ise çoğu zaman pareto optimalliği diye geçer.
oyun teorisindeki en öğretici sonuç, bir nash dengesinin pareto optimal olmak zorunda olmaması. mahkum ikileminin klasik sayılarıyla görelim. iki oyuncu da işbirliği yaparsa ikisi de 3 puan, ikisi de ihanet ederse ikisi de 1 puan alıyor; biri ihanet edip öbürü işbirliği yaparsa ihanet eden 5, diğeri 0 alıyor. ihanet her oyuncu için baskın strateji, dolayısıyla tek denge ikisinin de 1 aldığı nokta. oysa ikisinin de 3 aldığı sonuç herkes için daha iyi; denge pareto açısından düpedüz kötü. aynı tablo, iki rakibin birbirini dengelemek için reklam bütçelerini şişirmesinde ya da ortak malların trajedisinde balıkçıların denizi tüketmesinde görülür. geyik avı ise farklı bir ders verir; iki denge vardır ve biri diğerine göre pareto üstündür, ama oyuncular riskli olanın yerine güvenli ama kötü olanı seçebilir.
en sık yapılan yanlış, pareto optimalliği adaletle karıştırmak. bütün pastayı tek bir kişinin aldığı dağılım da pareto optimaldir, çünkü kimseye bir dilim vermek o kişiyi kötüleştirir. genelde tek bir pareto optimal nokta değil, pareto sınırı denen bir eğri vardır ve aralarında seçim yapmak bir değer yargısı ister. pareto optimal olmayan bir yerden pareto optimal bir yere geçişin de herkesi iyileştirmesi gerekmez. kavram ayrıca 80/20 kuralıyla karışır; o kural, pareto'nun italya'da toprağın yaklaşık yüzde 80'inin nüfusun yaklaşık yüzde 20'sine ait olduğu gözleminden yola çıkarak kalite uzmanı joseph juran'ın sonradan yaydığı bambaşka bir fikir. pareto ölçütü çok katı bulunduğu için nicholas kaldor ve john hicks 1939'da, kazananların kaybedenleri teorik olarak telafi edebildiği değişiklikleri de iyileştirme sayan daha gevşek bir ölçüt önerdi.
uygulamada kavram her yerde. refah iktisadının birinci temel teoremine göre tam rekabetçi bir serbest piyasa dengesi belli varsayımlar altında pareto optimaldir; dışsallıklar, tekel gücü ve bilgi asimetrisi bu varsayımları bozar ve piyasa başarısızlıkları buradan çıkar. mekanizma tasarımı çoğu zaman pareto verimli sonucu teşviklerle yakalamaya çalışır. müzakerede 'pastayı büyütmek' dediğimiz şey de pareto iyileştirmesi aramaktır. çeviri sözleşmelerinde bunu sık yaşarım; yayınevi ödeme vadesini öne çekmekte zorlanıyor, ben de birim fiyatta. vadeyi biraz uzatıp karşılığında telif payı ya da kapakta isim gibi yayınevine pahalıya mal olmayan bir şey aldığımda ikimiz de daha iyi durumda kalıyoruz. makine öğrenmesinde ise doğruluk ile hız ya da maliyet arasındaki seçimde modeller bir pareto sınırı üzerinde karşılaştırılır; sınırın içinde kalan bir model, ondan her açıdan iyi bir alternatif varken seçilmemesi gereken modeldir.
evrimsel oyun teorisi, stratejileri bilinçli seçimler olarak değil, kuşaktan kuşağa aktarılan ya da taklitle yayılan davranışlar olarak görür. ödeme burada üreme başarısı ya da kalıcılıktır; iyi sonuç veren strateji nüfus içinde çoğalır, kötü sonuç veren azalır. oyuncuların akıllı olması gerekmez, seçilim işi onların yerine yapar. alanı john maynard smith ile george price 1973'te nature dergisinde yayımlanan 'the logic of animal conflict' makalesiyle başlattı. soruları şuydu; hayvanlar türdeşleriyle kavga ederken neden çoğu zaman öldürücü değil, gösterişli ve kurallı dövüşüyor? maynard smith 1982'de evolution and the theory of games kitabıyla çerçeveyi genişletti, peter taylor ile leo jonker ise 1978'de stratejilerin oranlarının zaman içinde nasıl değiştiğini gösteren replikatör dinamiğini tanımladı.
merkezdeki kavram evrimsel kararlı strateji. bir nüfusun tamamı bu stratejiyi benimsemişse, farklı davranan küçük bir mutant grup nüfusu işgal edemez. her evrimsel kararlı strateji bir nash dengesidir ama tersi doğru değildir; yani bu kavram nash dengesinin daha seçici bir hâli. en bilinen örnek, maynard smith'in yazılarıyla yaygınlaşan şahin güvercin oyunu. bir kaynağın değeri 50 puan, kavgada yaralanmanın bedeli 100 puan olsun. iki şahin karşılaşırsa dövüşür, yarı yarıya kazanır, ortalama 25 puan kaybeder. şahin güvercinle karşılaşırsa güvercin kaçar, şahin 50 alır, güvercin 0. iki güvercin kaynağı paylaşır, ikisi de 25 alır. herkes güvercinse araya giren bir şahin 50 alıp 25 alanları geride bırakır. herkes şahinse bir güvercin 0 alır, eksi 25 alan şahinlerden iyidir. denge nüfusun yarısının şahin olduğu noktada kurulur; genel olarak şahin oranı kaynak değerinin yaralanma bedeline oranıdır. bu yapı tavuk oyunu ile aynıdır ve dengesi bir karma strateji dengesine karşılık gelir.
işbirliğinin nasıl ortaya çıktığı da bu alanın ana sorularından biri. robert axelrod 1980'lerin başında düzenlediği bilgisayar turnuvalarında tekrarlanan oyunlar içinde kısasa kısas stratejisinin öne çıktığını gösterdi ve biyolog william hamilton ile birlikte yazdığı 1981 tarihli makalede bunu evrimsel bir dille yorumladı. trafikte hangi şeritten gidileceği gibi kurallar da koordinasyon oyunu içinde evrimsel olarak oturan sözleşmeler olarak okunabilir.
iş dünyasında karşılığı açık. firmalar her zaman stratejilerini hesaplayarak seçmez, başarılı rakibi taklit eder; böylece bir sektörde fiyat kıran agresif firmalarla uzlaşmacı firmaların oranı şahin güvercin oyunundaki gibi dengelenebilir. teknoloji standartlarının ve iş modellerinin yayılması, girişim ekosistemlerinde belli bir modelin çok kopyalanıp sonra çökmesi de bu dinamikle açıklanır. çok ajanlı pekiştirmeli öğrenme sistemlerinde öğrenme dinamikleri ile replikatör dinamiği arasında yakın matematiksel bağlar olduğu da gösterildi. ben bu oyunu derste, öğrencilere şahin ve güvercin kartları dağıtıp turlar hâlinde oynatıyorum; birkaç turda sınıfın kendiliğinden yarı yarıya bir dağılıma yaklaştığını görmek her seferinde konuyu anlatmaktan daha etkili oluyor.
sık yapılan yanlış, evrimsel kararlı stratejiyi türün ya da grubun iyiliğine olan strateji sanmak. herkesin güvercin olduğu nüfus toplamda daha iyi durumda olsa da kararlı değil; kararlı olan karma nüfus ise pareto optimalliği taşımaz. bir başka yanlış 'en güçlü kazanır' okuması; uygunluk görelidir ve bir stratejinin başarısı nüfusta neyin yaygın olduğuna bağlıdır. ayrıca model sonsuz büyüklükte nüfus ve rastgele eşleşme gibi basitleştirmeler yapar, gerçek ağlarda sonuçlar değişebilir. yine de oyun teorisini rasyonellik varsayımından kurtaran en güçlü çerçeve bu.
shapley değeri, bir grubun birlikte yarattığı değeri üyeler arasında her birinin ortalama marjinal katkısına göre bölüştüren yöntemdir. lloyd shapley 1953'te princeton'da yayımlanan contributions to the theory of games derlemesindeki 'a value for n-person games' makalesiyle önerdi. işbirlikçi oyun teorisinin en çok kullanılan çözüm kavramı. shapley 2012 nobel ekonomi ödülünü alvin roth ile kararlı eşleştirme ve piyasa tasarımı çalışmaları için paylaştı, ama adını taşıyan bu değer en az o kadar yaygın bir miras bıraktı.
fikir şöyle. oyuncuların gruba rastgele bir sırayla katıldığını düşün. her oyuncu katıldığı anda toplam değeri ne kadar artırıyorsa o kadar katkı yazılır. bütün olası sıralamalar üzerinden bu katkıların ortalaması alınır. iki kurucu düşünelim; teknik kurucu a tek başına ayda 40 bin lira, satışçı kurucu b tek başına 20 bin lira kazanabiliyor, birlikte ise 100 bin lira. önce a sonra b gelirse a'nın katkısı 40, b'nin katkısı 60. önce b sonra a gelirse b'nin katkısı 20, a'nın katkısı 80. ortalamada a 60, b 40 alır ve toplam tam 100 eder. üç kişide altı, on kişide üç milyonu aşkın sıralama olur, bu yüzden hesap hızla ağırlaşır.
shapley bu değerin dört basit şartı aynı anda sağlayan tek kural olduğunu kanıtladı. verimlilik, yani bütün değer dağıtılır; simetri, yani aynı katkıyı yapan iki oyuncu aynı payı alır; boş oyuncu, yani hiçbir koalisyona katkısı olmayan sıfır alır; toplanabilirlik, yani iki ayrı oyunun değerini toplarsan paylar da toplanır. verimlilik şartı bölüşümün pareto optimalliği taşıması demek. shapley ile martin shubik 1954'te aynı fikri oylama gücüne uyguladı. bir şirkette ortakların payı yüzde 49, yüzde 49 ve yüzde 2 ise ve karar için yüzde 51 gerekiyorsa, herhangi iki ortak birlikte karar alabilir; yüzde 2'lik ortağın oy gücü diğerleriyle aynı, üçte bir. hissedarlar sözleşmesi yazarken bu sonucu bilmek çok şey değiştirir.
benim alanımda shapley değerinin en popüler hâli SHAP. scott lundberg ile su-in lee 2017'de neurips konferansında sundukları makalede, bir modelin tek bir tahminini açıklamak için özellikleri oyuncu, tahmini de kazanç olarak gördü. bir kredi modeli bir başvuruya düşük skor verdiyse SHAP, borç oranının skoru şu kadar, gelirin bu kadar çektiğini söyler. kendi projelerimde müşteriye modelin neden öyle karar verdiğini anlatmak için en çok başvurduğum araç bu oldu. aynı mantık hangi veri noktasının modele ne kadar katkı yaptığını ölçen veri değerleme çalışmalarında ve pazarlamada satışı hangi reklam kanalının getirdiğini bölüştüren atıf modellerinde de kullanılıyor; yapay zeka tarafında hesap maliyeti için ağaç modellerine özel hızlı yaklaşımlar geliştirildi.
yanlış anlamalar da yaygın. SHAP modelin ne yaptığını açıklar, dünyada neyin neye yol açtığını değil; nedensellik iddiası taşımaz. özellikler birbirine sıkı bağlıysa ve karşılaştırma için seçilen taban değer değişirse açıklamalar şaşırtıcı biçimde değişebilir. oyun teorisi tarafında ise shapley değeri her zaman çekirdekte yer almaz; bir koalisyon ayrılıp daha fazla kazanabilir. her koalisyonun değerini bilmeyi gerektirmesi de pratik bir yük. kurucular arasında hisse bölerken de yalnızca geçmiş katkıya bakıp geleceği unutmak hata olur; burada müzakere ve kademeli hak ediş devreye girer. bütün bunlara rağmen oyun teorisinin nash dengesi gibi işbirliksiz kavramlarından farklı olarak 'adil pay nedir' sorusuna sayıyla cevap veren nadir araçlardan biri. teşvik tasarlamaya çalışan mekanizma tasarımı çalışmaları da maliyet paylaşımında sık sık ona başvurur.
işbirlikçi oyun teorisi, oyuncuların bağlayıcı anlaşmalar yapabildiği durumları inceler. tek tek hamleler yerine koalisyonlara bakar; hangi oyuncu grubu kendi başına ne kadar değer yaratabilir, ortak kazanç nasıl bölünürse kimse masadan kalkmaz. oyun teorisinin diğer büyük kolu olan işbirliksiz teoride ise anlaşmalar dışarıdan zorlanamaz ve her oyuncu kendi stratejisini seçer. ayrım sanıldığı gibi oyuncuların iyi niyetli olup olmadığıyla ilgili değil, sözleşmelerin uygulanabilir olup olmadığıyla ilgili. alanın temeli john von neumann ile oskar morgenstern'in 1944'teki theory of games and economic behavior kitabına dayanıyor; her koalisyonun garanti edebileceği değeri gösteren karakteristik fonksiyon fikri oradan çıktı.
en önemli çözüm kavramlarından biri çekirdek. bir bölüşüm çekirdekteyse hiçbir koalisyon ayrılıp kendi başına daha fazla kazanamaz. kavram 1950'lerde donald gillies ve lloyd shapley'nin çalışmalarıyla şekillendi. somut bir örnek vereyim. üç tedarikçi a, b ve c bir otomotiv üreticisine ortak teklif vermeyi düşünüyor. tek başına hiçbiri işi alamıyor, herhangi ikisi birlikte 60 birim kâr ediyor, üçü birlikte 90 birim. çekirdek için her ikilinin toplamda en az 60 alması gerekiyor; üç ikilinin şartlarını toplayınca toplam en az 90 olmalı, o da tam 90. tek çözüm herkese 30. şimdi üçlünün kârını 80'e düşürelim. ne şekilde bölersen böl bir ikili 60'tan azını alacak ve üçüncüyü bırakıp kendi başına teklif vermek isteyecek; çekirdek boş. olga bondareva 1963'te ve shapley 1967'de çekirdeğin hangi koşulda boş olmadığını gösteren teoremi bağımsız olarak kanıtladılar.
başka çözüm kavramları da var. shapley değeri her oyuncuya ortalama marjinal katkısı kadar pay verir. john nash 1950'de iki kişilik pazarlık için bugün nash pazarlık çözümü denen kuralı önerdi; bu, müzakere literatürünün temel taşlarından. david schmeidler'in 1969'daki nükleolus kavramı en mutsuz koalisyonun şikayetini en aza indirir. david gale ile shapley'nin 1962'deki kararlı eşleştirme algoritması ise öğrencilerin okullara, doktorların hastanelere yerleştirilmesinde kullanılıyor; shapley bu çizgideki katkıları için 2012'de alvin roth ile birlikte nobel ekonomi ödülünü aldı.
iş dünyası bu oyunlarla dolu. ortak girişimler, ihalelere konsorsiyumla girmek, havayolu ittifakları, rakip firmaların ortak lojistik deposu kurması, birlikte rekabet stratejileri. otomotiv tedarik zincirinde çalışırken üç tedarikçinin ortak bir test laboratuvarı kurma girişimine katıldım; iş, maliyetin nasıl bölüneceği tartışmasında az kalsın batıyordu, çünkü en büyük firma 'ben olmasam laboratuvarın anlamı yok' diye haklı olarak daha düşük pay istiyordu. bu tam olarak çekirdeğin sorduğu soru. havalimanı pisti maliyetinin farklı uçak tipleri arasında bölüşümü de littlechild ile owen'ın 1973'teki klasik örneği.
sınırlamaları da var. işbirlikçi teori anlaşmanın bağlayıcı olduğunu kabul eder ama nasıl bağlayıcı olduğunu sormaz. gerçekte kartellerin dağılması, ortaklıkların bozulması bize anlaşmayı ayakta tutan şeyin inandırıcı taahhüt ve teşvikler olduğunu, yani işin sonunda mahkum ikilemi gibi işbirliksiz bir hesaba döndüğünü hatırlatır. nash'in 1953'te başlattığı ve nash programı denen çizgi, işbirlikçi çözümleri işbirliksiz pazarlık oyunlarından türetmeye çalışır. bir başka not; çekirdekteki her bölüşüm pareto optimalliği taşır, ama pareto optimal her bölüşüm çekirdekte değildir.
kazananın laneti, değeri herkes için aynı ama kimsenin tam bilmediği bir malın açık artırmasında, kazananın sistematik olarak fazla ödeme eğilimidir. kavramı 1971'de atlantic richfield şirketinde çalışan üç petrol mühendisi, e. c. capen, r. v. clapp ve w. m. campbell, journal of petroleum technology'de yayımladıkları makaleyle adlandırdı. meksika körfezi'ndeki açık deniz petrol sahası ihalelerinden şirketlerin beklenenden düşük getiri elde ettiğini fark etmişlerdi. teorik altyapı robert wilson'ın 1969'daki ortak değerli açık artırma modeline dayanıyor ve açık artırma teorisinin en çok ders veren sonuçlarından biri.
sezgi şöyle. bir sahanın gerçek değeri 10 milyon dolar olsun ama kimse bilmesin. beş şirket kendi jeologlarıyla tahmin yapıyor; tahminler ortalamada doğru, yani bazısı 7, bazısı 13 diyor. herkes kendi tahmini kadar teklif verirse ihaleyi en iyimser tahmini yapan, yani 13 diyen kazanır ve 3 milyon dolar kaybeder. her tahmin tek başına yansız ama tahminlerin en büyüğü yukarı doğru sapmalı. kazanmak kendi başına kötü bir haber taşır; 'ihaleyi aldım' cümlesi aslında 'diğer herkes bu sahaya benden düşük değer biçti' demektir. max bazerman ve william samuelson 1983'te MBA öğrencilerine bozuk para dolu kavanozları açık artırmaya çıkardı; tekliflerin ortalaması kavanozun değerinin altındayken kazanan teklifler ortalamada değerin üstündeydi ve kazananlar para kaybetti. richard thaler bu sonucu 1988'deki anomali yazısında ve 1992'deki 'the winner's curse' kitabında geniş kitlelere taşıdı.
çaresi teklifi bilinçli olarak aşağı çekmek. akılcı bir teklifçi 'bu malın değeri ne' diye değil, 'kazandığım varsayılırsa bu malın değeri ne' diye sorar. rakip sayısı arttıkça kazananın en iyimser kişi olma ihtimali yükselir, dolayısıyla teklif daha da aşağı çekilmelidir. bu açıdan lanet nash dengesinde ortaya çıkan bir şey değil, dengeyi hesaplamamaktan doğan bir hatadır; herkes doğru hesap yapsa kimse ortalamada zarar etmez. kazanma olayının kötü bilgi taşıması, akerlof'un ikinci el araba piyasasındaki ters seçim mantığına da çok benzer ve eksik bilgili oyunların tipik bir sonucudur.
iş dünyasında en pahalı hâli şirket satın almaları. richard roll 1986'da ortaya attığı kibir hipotezinde, birden çok talibin olduğu satın almalarda yöneticilerin hedefi aşırı değerlediğini ve satın alan şirket hissedarlarının sık sık kaybettiğini savundu. danışmanlık yaptığım bir satın almada üç talipli vardı; müşterim kaybettiğinde üzüldü, iki yıl sonra kazanan şirketin değer düşüklüğü kaydettiğini görünce bana teşekkür etti. aynı desen risk sermayesi tarafında talebin çok olduğu sıcak turlarda, spor kulüplerinin serbest oyuncu transferlerinde, frekans ihalelerinde ve halka arzlarda görülür. kamu ihalelerinde ise tersi işler; maliyeti en düşük tahmin eden müteahhit ihaleyi alır ve işi zararına yapar.
sık karıştırılan bir nokta var. kazananın laneti özel değerli mallarda yoktur; bir tabloyu salonuna asmak için alıyorsan ve ona ne kadar değer verdiğini biliyorsan, en fazla heyecana kapılıp fazla ödersin, bu ise açık artırma ateşi denen ayrı bir olgu. ayrıca satıcı malla ilgili bilgiyi açtıkça lanet hafifler; bilgi asimetrisi azalınca alıcılar daha cesur teklif verir ve milgrom ile weber'in bağlantı ilkesine göre bu satıcının ortalama gelirini de artırır. açık artan usul de diğerlerinin ne zaman çekildiğini gösterdiği için laneti, vickrey açık artırması gibi kapalı zarf usullerine göre biraz yumuşatır. oyun teorisi açısından ders basit; kazandığın an, neden kazandığını sor.
vickrey açık artırması, ikinci fiyatlı kapalı zarf usulüdür. herkes teklifini kimseye göstermeden verir, en yüksek teklifi veren malı alır ama kendi teklifini değil, ikinci en yüksek teklifi öder. adını 1961'de bu usulü inceleyen kanadalı iktisatçı william vickrey'den alıyor. vickrey 1996'da james mirrlees ile birlikte nobel ekonomi ödülüne layık görüldü ve ödülün açıklanmasından üç gün sonra hayatını kaybetti. usulün kendisi daha eski; david lucking-reiley 2000'de, 19. yüzyıl pul koleksiyoncularının mektupla yürüttüğü açık artırmalarda benzer bir ikinci fiyat düzeninin kullanıldığını belgeledi.
asıl güzelliği, değerini olduğu gibi yazmanın baskın strateji olması. diyelim bir mala 100 lira değer biçiyorsun ve rakiplerin en yüksek teklifi R, ama R'yi bilmiyorsun. 100 yazarsan R 100'ün altındaysa kazanır ve R kadar ödersin, kârın hep sıfır ya da pozitif. 120 yazarsan fazladan kazandığın durumlar yalnızca R'nin 100 ile 120 arasında olduğu durumlar ve o durumlarda malı değerinden pahalıya alırsın. 80 yazarsan R'nin 80 ile 100 arasında olduğu, kâr edeceğin durumları kaçırırsın. yani başkaları ne yaparsa yapsın dürüst teklif seni hiç kötüleştirmez, çoğu zaman da iyileştirir. işin sırrı, ödediğin fiyatın kendi teklifine bağlı olmaması. bu yüzden vickrey usulü mekanizma tasarımında teşvik uyumunun ders kitabı örneği; özel değerler varsayımı altında stratejik olarak açık artan ingiliz usulüne denktir ve açık artırma teorisindeki gelir denkliği sonucunun da bir parçasıdır.
dijital pazarlamada bu konu teoriden öte. ebay'in vekil teklif sistemi pratikte ikinci fiyatlı bir düzene yakındır; sen tavanını yazarsın, sistem seni ikinci teklifin bir artım üstünde tutar. google'ın 2002'de başlattığı arama reklamı açık artırması genelleştirilmiş ikinci fiyat (GSP) olarak bilinir; her tıklama için bir alttaki reklamverenin teklifine bağlı bir bedel ödersin. ama birden fazla reklam alanı olduğunda GSP dürüstlüğü baskın kılmaz; benjamin edelman, michael ostrovsky ve michael schwarz ile hal varian 2007'de bunu gösterdi. facebook ise reklamlarda gerçek VCG, yani vickrey'nin çok ürünlü genellemesini kullandı. google 2019'da görüntülü reklam tarafında birinci fiyatlı açık artırmaya geçti. müşterilere 'tıklamanın sana değeri kadar teklif ver' derken bu ayrıntıları anlatmak zorunda kalıyorum, çünkü kural değişince en iyi strateji de değişiyor.
teoride bu kadar zarif olmasına rağmen gerçek hayatta az kullanılıyor; lawrence ausubel ile paul milgrom'un yazısının başlığı bu yüzden onu 'sevimli ama yalnız' diye anar. sebepleri belli. satıcı sahte bir ikinci teklif uydurup fiyatı şişirebilir, dolayısıyla alıcının satıcıya güvenmesi gerekir; blockchain üzerinde akıllı sözleşmeyle kurulan açık artırmalar bu güven sorununu çözmeye çalışır. değerini dürüstçe yazan alıcı sonraki pazarlıklarda elini açmış olur, bu da bilgi asimetrisinin tersine işlemesi demek. çok ürünlü VCG düşük gelir getirebilir, sahte kimliklerle ve danışıklı tekliflerle manipüle edilebilir.
bir de sık yapılan bir yanlış var. dürüst teklifin baskın olması, malın değerini kendin bildiğin özel değer durumuna özgüdür. değer herkes için ortak ama belirsizse, bir petrol sahası ya da bir alan adı gibi, kendi tahmininle teklif vermek kazananın lanetine yol açar; vickrey usulünde de teklifini aşağı çekmen gerekir. dürüst teklif burada tahmini değil, kazandığın varsayımı altındaki beklenen değeri yazmak anlamına gelir ve oyun teorisi tam bu farkı yakalamak için var.
açık artırma teorisi, alıcıların bir mala biçtiği değeri yalnızca kendilerinin bildiği durumlarda satış kurallarının teklifleri, kazananı ve satıcının gelirini nasıl belirlediğini inceler. teknik olarak her açık artırma bir eksik bilgili oyunlar örneğidir. konuyu oyun teorisiyle ilk ciddi biçimde ele alan william vickrey'nin 1961'de journal of finance'te yayımlanan makalesi oldu; vickrey bu çalışmalarla 1996 nobel ekonomi ödülünü james mirrlees ile paylaştı. konya'da hayvan pazarına babamla gittiğimde fiyatın pazarlıkla mı, açık artırmayla mı oluştuğunun herkesin davranışını değiştirdiğini görürdüm; bu teori tam olarak o farkı ölçmeye çalışıyor.
dört klasik biçim var. açık artan (ingiliz usulü) açık artırmada fiyat yükselir ve son kalan kazanır. açık eksiltmede fiyat yüksekten düşer ve ilk 'aldım' diyen alır, bu da hollanda açık artırma olarak bilinir. birinci fiyatlı kapalı zarfta en yüksek teklif kazanır ve kendi teklifini öder. ikinci fiyatlı kapalı zarfta ise en yüksek teklif kazanır ama ikinci en yüksek teklifi öder, buna vickrey açık artırması denir. ilk bakışta ikinci fiyatlı biçim satıcıya kaybettiriyor gibi görünür, ama birinci fiyatlı biçimde de alıcılar tekliflerini değerlerinin altına çeker.
teorinin en şaşırtıcı sonucu gelir denkliği teoremi. alıcılar riske karşı nötrse, değerleri birbirinden bağımsız ve aynı dağılımdan geliyorsa ve en yüksek değerli alıcı kazanıyorsa, bu dört biçim satıcıya ortalamada aynı geliri getirir. vickrey bunu özel durumlar için gösterdi, roger myerson ve ayrıca john riley ile william samuelson 1981'de genelleştirdi. sayıyla görelim. iki alıcının değeri 0 ile 100 arasında rastgele olsun. ikinci fiyatlı biçimde herkes değerini yazar, satıcı ikinci en yüksek değeri alır ve bunun beklentisi yaklaşık 33. birinci fiyatlı biçimde dengede her alıcı değerinin yarısını teklif eder; en yüksek değerin beklentisi yaklaşık 67, yarısı yine yaklaşık 33. farklı kurallar, aynı ortalama gelir.
varsayımlar bozulunca biçim önemli hâle gelir. alıcılar riskten kaçınıyorsa birinci fiyatlı biçim daha çok getirir. malın değeri herkes için ortak ama belirsizse, bir petrol sahası gibi, kazananın laneti devreye girer. paul milgrom ile robert weber 1982'de değerler birbirine bağlı olduğunda açık artan biçimin, alıcıların birbirinin çekilişinden bilgi edinmesi sayesinde daha fazla gelir getirdiğini gösterdi. az alıcı varsa satıcının taban fiyat koyması gerekir; myerson'un 1981'deki en iyi açık artırma çalışması bunu mekanizma tasarımı çerçevesinde hesapladı.
pratiğin yıldızı frekans ihaleleri. ABD'de FCC 1994'te telekom frekanslarını paul milgrom ile robert wilson'ın tasarımına dayanan eşzamanlı çok turlu açık artırmayla satmaya başladı; milgrom daha sonra 2016 ile 2017 arasındaki teşvik ihalesinin tasarımında da yer aldı. ikili 2020 nobel ekonomi ödülünü bu yüzden aldı. ingiltere'nin 2000'deki 3G ihalesi yaklaşık 22,5 milyar sterlin getirdi, türkiye de 4.5G frekanslarını 2015'te ihaleyle dağıttı. bunun dışında kamu alımlarındaki eksiltmeler, şirketlerin tedarikçi seçerken kullandığı tersine açık artırmalar, milisaniyeler içinde biten reklam açık artırmaları ve hal mezatları aynı teorinin sahaları.
sık yapılan yanlış anlama, gelir denkliğine bakıp 'hangi biçimi seçtiğin fark etmez' demek. paul klemperer'in vurguladığı gibi gerçek hayatta asıl sorun çoğu zaman danışıklı teklif ve yeterince alıcı çekememek; format bunları doğrudan etkiler. ayrıca alıcıların her zaman bir nash dengesi hesabı yaptığını varsaymak da iyimserlik, laboratuvarda insanlar birinci fiyatlı biçimde teoriden fazla teklif veriyor. yine de oyun teorisinin piyasa tasarımına en somut katkısı bu alandan geldi.
mekanizma tasarımı, oyun teorisinin tersten çalışan koludur. klasik oyun teorisi kuralları belli bir oyunda oyuncuların ne yapacağını sorar. mekanizma tasarımı ise varmak istediğin sonucu baştan koyar ve 'herkes kendi çıkarının peşinden koşarken bu sonuç kendiliğinden çıksın diye kuralları nasıl yazmalıyım' diye sorar. bu yüzden ona tersine oyun teorisi diyenler de var. alanın temellerini atan leonid hurwicz, eric maskin ve roger myerson 2007'de nobel ekonomi ödülünü paylaştı. hurwicz 1960'larda bilginin insanlara dağılmış olduğu ekonomik sistemleri incelemeye başladı ve 1972'de teşvik uyumu kavramını tanımladı. myerson 1979'da açıklama ilkesini genel hâliyle ortaya koydu, maskin ise 1977'de yazdığı ve yıllarca çalışma metni olarak dolaşan makalesiyle hangi hedeflerin bir mekanizmayla hayata geçirilebileceğini inceleyen uygulama teorisini kurdu.
teşvik uyumu, mekanizmada herkesin en iyi hamlesinin doğruyu söylemek olması demek. bir ürüne biçtiğin değer, gerçek maliyetin, ne kadar emek harcadığın gibi özel bilgiyi yalnızca sen biliyorsan ve yalan söylemek sana kazandırıyorsa yalan söylersin; tasarımcının işi o kazancı ortadan kaldırmak. açıklama ilkesi işi ciddi biçimde kolaylaştırır. herhangi bir mekanizmanın dengesinde elde edilen sonuç, oyuncuların özel bilgisini doğrudan ve dürüstçe bildirdiği bir mekanizmayla da elde edilebilir. yani en iyi kuralı ararken yalnızca dürüstlüğün bir nash dengesi olduğu mekanizmalara bakmak yeter. dürüstlüğün baskın strateji olduğu en tanıdık örnek vickrey açık artırması; kazanan ikinci en yüksek teklifi ödediği için kimse değerini saklayarak bir şey kazanmaz. bu fikir clarke (1971) ve groves (1973) tarafından genelleştirildi ve VCG mekanizması adıyla anılıyor.
gündelik bir örnek vereyim. bir şirket bölge müdürlerinden yıllık satış tahmini istiyor ve primi hedefin ne kadar aşıldığına bağlıyor. müdür 100 birim satabileceğini biliyor. 100 derse hedefi ancak tutturur ve sıradan prim alır, 70 derse hedefi 30 birim aşmış görünür ve büyük prim alır. ortaya çıkan şey herkesin tahminini düşük verdiği, şirketin stoku, üretimi ve nakdi yanlış planladığı bir sistem. çözüm bir mekanizma tasarımı numarası; primi hem gerçekleşen satışa hem de tahminin isabetine bağlarsın, öyle ki müdür için en kârlı beyan gerçek beklentisi olur. iki çocuğa pasta bölerken 'biri keser, öbürü seçer' kuralı da aynı mantığın en eski hâli; kesen, adil kesmekten başka bir şeyle kazanamaz.
uygulamaları her yerde. reklam ağlarının açık artırmaları, açık artırma teorisi ile mekanizma tasarımının en çok para döndüren buluşma noktası; facebook reklamlarda VCG kullandı, google ise yıllarca dürüst teklifi baskın kılmayan genelleştirilmiş ikinci fiyat düzenini kullandı. platform ekonomisi de baştan sona bir tasarım işi; airbnb iki tarafın yorumunu ikisi de yazana kadar gizleyerek misilleme korkusuyla şişirilmiş puanları azaltmaya çalıştı. böbrek nakli eşleştirmeleri, okul yerleştirme sistemleri, yazılım dünyasındaki hata ödül programları ve sigortada ahlaki tehlike ile ters seçime karşı kurulan muafiyet düzenleri hep aynı soruya cevap arar.
sınırları da net. myerson ve satterthwaite 1983'te, alıcının ve satıcının değerini yalnızca kendisinin bildiği ikili ticarette aynı anda verimli, teşvik uyumlu, gönüllü katılımlı ve dışarıdan sübvansiyonsuz bir mekanizmanın genelde var olmadığını gösterdi; bilgi asimetrisi her zaman bir bedel ister. VCG tarzı mekanizmalar düşük gelir getirebilir, danışıklı tekliflere açıktır ve katılımcıların karmaşık kuralı anlayacağını varsayar. tasarımcının kurala sadık kalacağına da güvenmek gerekir. güvenlik tarafında 'kullanıcı kurala uyar' varsayımıyla kurulmuş sistemlerin, birinin kâr ettiği bir boşluktan çöktüğünü defalarca gördüm; mekanizma tasarımı bu şüpheciliği matematiğe döken alan.
ultimatom oyunu, bir miktar paranın iki kişi arasında tek hamlede bölüşüldüğü, basit ama huysuz bir pazarlık deneyi. birinci oyuncu, yani teklif veren, örneğin 100 liranın ne kadarını karşı tarafa bırakacağını söyler. ikinci oyuncu, yani yanıt veren, ya kabul eder ve para teklif edildiği gibi bölünür, ya da reddeder ve ikisi de hiçbir şey almaz. karşı teklif yok, ikinci tur yok. oyunu deneysel olarak ilk kez werner güth, rolf schmittberger ve bernd schwarze 1982'de journal of economic behavior and organization'da yayımladı. o günden beri davranışsal iktisadın en çok tekrarlanan deneylerinden biri.
oyun teorisinin standart cevabı nettir. çözüm geriye doğru çıkarsama ile bulunur; yanıt veren için 1 lira hiç yoktan iyidir, o halde her pozitif teklifi kabul etmelidir. bunu bilen teklif veren de en küçük birimi teklif edip 99 lirayı cebe koyar. bu, oyunun alt oyun yetkin dengesidir. ilginç olan, nash dengesi kavramının tek başına bu kadar keskin olmaması. yanıt veren 'yarıdan azını reddederim' stratejisine bağlıysa ve teklif veren buna uyup 50 veriyorsa, bu da bir nash dengesidir, çünkü tehdit hiç sınanmaz. reinhard selten'in getirdiği incelik bu boş tehditleri eler ve tek bir tahmin bırakır.
laboratuvar bu tahmine pek uymadı. colin camerer'ın 2003 tarihli behavioral game theory kitabında derlediği tabloya göre teklifler genellikle pastanın yüzde 40 ile 50'si civarında toplanır, ortalama yüzde 30 ile 40 arasında kalır, yüzde 20'nin altındaki teklifler ise kabaca yarı yarıya reddedilir. insanlar 15 lirayı reddedip sıfıra razı oluyor, çünkü teklifi bir hakaret olarak okuyor. tutar büyüyünce tablo pek değişmiyor; lisa cameron 1999'da endonezya'da yaklaşık üç aylık harcamaya denk tutarlarla oynattığında da teklifler benzer düzeyde kaldı. joseph henrich ve arkadaşlarının 15 küçük ölçekli toplumda yürüttüğü ve 2001'de yayımlanan çalışmada ise kültür belirleyici çıktı. peru'daki machiguenga topluluğunda teklifler düşük ve nadiren reddedilirken, endonezya'daki lamalera balina avcılarında ortalama teklif yarının üstüne çıktı.
neden böyle? birinci açıklama adalet tercihi. ernst fehr ve klaus schmidt 1999'da insanların yalnızca kendi kazançlarını değil eşitsizliği de dert ettiğini varsayan bir modelle bu sonuçların çoğunu açıkladı. ikinci açıklama stratejik. diktatör oyununda, yani karşı tarafın reddetme hakkı olmadığında, insanlar ortalamada belirgin biçimde daha az veriyor; demek ki ultimatomdaki cömertliğin bir kısmı reddedilme korkusu. alan sanfey ve arkadaşlarının 2003'te science'ta yayımladığı beyin görüntüleme çalışmasında adaletsiz teklifler, tiksinti gibi olumsuz duygularla ilişkilendirilen ön insula bölgesini harekete geçirdi. evrimsel oyun teorisi de bu tepkiye açıklama arar; küçük gruplarda kendini ezdirmeyen biri olarak tanınmak, tekrarlanan karşılaşmalarda değerli bir itibar.
iş dünyası için ders açık. müzakerede karşı taraf yalnızca hesap yapmaz, teklifin adil görünmesi kabul ihtimalini doğrudan etkiler. fiyatlamada da aynı duygu çalışır; daniel kahneman, jack knetsch ve richard thaler 1986'da, kar fırtınasının ertesi sabahı kürek fiyatını 15 dolardan 20 dolara çıkaran hırdavatçıyı ankete katılanların yüzde 82'sinin adaletsiz bulduğunu raporladı. platform komisyonları, kurucular arası hisse bölüşümü, ekip içi prim dağıtımı hep bir ultimatom gerilimi taşır; teknik olarak kabul edilmesi gereken bir pay, adaletsiz bulunduğunda ilişkiyi bitirebilir. dükkânda bunu her yaz yaşıyorum. turistin pazarlıkla indirdiği fiyata tamam dediğimde ikimiz de memnun ayrılıyoruz, ama birinin kâr payımı neredeyse sıfıra indiren bir rakamı 'ya bu ya hiç' tavrıyla dayattığı günlerde satışı kaybetmeyi tercih ediyorum. teori bunun irrasyonel olduğunu söylüyor, ben de teoriye selam söylüyorum.
sinyal verme, bilgisi fazla olan tarafın, gözlenemeyen bir özelliğini karşı tarafa inandırmak için maliyetli ve taklidi zor bir eylemde bulunması. bilgi asimetrisi olan her yerde ortaya çıkar; iyi olan kendini kötüden ayırmak ister, ama 'ben iyiyim' demek bedava olduğu için kimse inanmaz. sinyalin işe yaraması için kötü tipin aynı şeyi yapmasının, iyi tipe göre belirgin biçimde daha pahalı olması gerekir. işin kalbi burası; mesele maliyetin kendisi değil, maliyetin tipe göre farklılaşması.
kavramı michael spence 1973'te quarterly journal of economics'te yayımlanan job market signaling makalesiyle kurdu ve bu çalışma ona 2001'de george akerlof ve joseph stiglitz ile birlikte nobel ekonomi ödülü getirdi. spence'in modelinde işveren adayların verimliliğini göremez, sadece eğitimlerini görür. iki tip aday düşün. verimli olanın şirkete yıllık katkısı 200 bin lira, az verimli olanınki 100 bin. bir yıllık ek eğitim verimli aday için 40 bin, zorlanan aday için 80 bin liralık emek ve fırsat maliyeti taşıyor. işveren iki yıl ek eğitimi olana 200 bin, olmayana 100 bin öderse verimli aday 80 bin harcayıp 100 bin fazla kazanır ve okur; az verimli aday 160 bin harcayıp 100 bin kazanacağı için okumaz. tipler ayrışır, işverenin inancı da doğrulanır. çarpıcı olan, bu modelde eğitimin verimliliği hiç artırmasa bile işe yaraması. diploma bilginin değil, sabrın ve yeteneğin kanıtı olarak çalışır.
oyun teorisi açısından sinyal oyunları, doğanın oyunculara tip dağıttığı eksik bilgili oyunların sıralı bir türü. ayrıştırıcı dengede her tip farklı sinyal verir, havuzlayıcı dengede herkes aynı şeyi yapar ve sinyal bilgi taşımaz. bedava konuşmanın da bir yeri var; vincent crawford ve joel sobel 1982'de çıkarlar yeterince örtüşüyorsa maliyetsiz sözlerin bile kısmen bilgi taşıyabileceğini gösterdi. biyolojide aynı fikri amotz zahavi 1975'te engel ilkesi adıyla önerdi. tavus kuşunun ağır kuyruğu, ancak sağlıklı bir erkeğin taşıyabileceği bir yük olduğu için dişiye güvenilir bilgi verir. bu fikir sonra evrimsel oyun teorisi içinde alan grafen'in 1990'daki modeliyle sağlam bir zemine oturdu.
iş dünyası sinyal örnekleriyle dolu. uzun garanti ürününe güvenen üreticinin işidir, çünkü dayanıksız ürüne aynı garantiyi veren firma iadelerle batar; hyundai'nin 1998'de ABD'de on yıllık motor ve şanzıman garantisi sunması, markanın kalite algısını değiştiren klasik örnek sayılır. pahalı reklam ve özenli marka yatırımı da sinyaldir; phillip nelson 1974'te, paul milgrom ve john roberts 1986'da, ancak müşterinin tekrar alacağına güvenen bir firmanın bu parayı yakmayı göze alacağını modelledi. benim işim olan dijital pazarlamada da öyle. arama motorları bir sayfanın değerini kendi beyanından değil, başkalarının ona verdiği bağlantılardan, yani taklidi pahalı sinyallerden okumaya çalışır. girişimci tarafında yatırımcıya giden en güçlü sinyaller sözden çok bedeldir. kurucunun işini bırakıp kendi birikimini koyması, dışarıdan para almadan gelir üretmesi, saygın bir öncü yatırımcının tura girmesi, risk sermayesi dünyasında sunum dosyasındaki büyüme grafiğinden daha çok konuşur.
sık yapılan yanlış, pahalı olan her şeyi sinyal sanmak. sinyal ancak kötü tip için belirgin biçimde daha pahalıysa ayrıştırır; herkesin kolayca alabildiği bir sertifika kısa sürede değerini yitirir. ikincisi sinyal ile taramayı karıştırmak. sinyalde bilgili taraf ilk hamleyi yapar, taramada bilgisiz taraf bir seçenek menüsü sunar ve adayların kendilerini ayırmasını bekler; ters seçime karşı ikisi de kullanılır. üçüncüsü sinyalin toplumsal maliyetini unutmak. herkes diploma yarışına girince ayrışma aynı kalır ama harcanan zaman artar. bu yönüyle sinyal bir inandırıcı taahhüt gibidir; ikisi de sözle değil bedelle konuşur.
ahlaki tehlike, bir taraf riskin ya da sonucun bedelini tam taşımadığında ve davranışı karşı tarafça gözlenemediğinde, daha dikkatsiz ya da kendi çıkarına daha düşkün davranma eğilimi. bilgi asimetrisinin işlemden sonra ortaya çıkan yüzü. adındaki ahlak yanıltıcı; konu kötü insanlar değil, teşvikler. terim 19. yüzyıl sigortacılarının dilinden geliyor, iktisada ise kenneth arrow'un 1963'teki sağlık ekonomisi makalesi ve mark pauly'nin 1968'deki yanıtıyla yerleşti. arabası tamamen güvence altındaki biri onu kilitlemeyi biraz daha sık unutur. bu bir karakter kusuru değil, maliyetin bir kısmının başkasına geçmesinin doğal sonucu.
kavramın en geniş hali vekalet sorunu. bir asil, yani iş sahibi, işi bir vekile bırakır ve vekilin ne kadar çabaladığını göremez, sadece sonucu görür; sonuç da çabanın yanında şansa bağlıdır. michael jensen ve william meckling 1976'da şirketi bu gözle okudu. hissedarlar asil, yöneticiler vekil, iki tarafın çıkarı arasındaki farkın bedeline de vekalet maliyeti dediler. bengt holmström 1979'da hangi gözlemlerin sözleşmeye girmesi gerektiğini gösterdi ve sözleşme teorisine katkıları 2016'da oliver hart ile birlikte nobel ekonomi ödülüyle tanındı. oyun teorisi diliyle bu, asilin önce sözleşmeyi önerdiği, vekilin sonra gizli eylemini seçtiği sıralı bir oyundur ve çözümü mekanizma tasarımının yakın akrabası sayılan sözleşme tasarımıdır.
sayılı bir örnek. bir yönetici yüksek çaba gösterirse projenin başarı ihtimali yüzde 80, düşük çabada yüzde 40. başarı şirkete 100 birim kâr getiriyor, başarısızlık sıfır. yüksek çabanın yöneticiye kişisel maliyeti 10 birim. sabit maaşla çalışıyorsa ekstra çabanın ona getirisi sıfır, maliyeti 10; düşük çabayı seçer. hissedarlar başarıya bağlı b büyüklüğünde bir prim koyarsa yönetici yüksek çabada 0,8b eksi 10, düşük çabada 0,4b bekler. çabanın ona değmesi için b en az 25 olmalı. hissedarlar beklenen olarak 20 birim prim öder, karşılığında beklenen kâr 40'tan 80'e çıkar. pürüz şurada. prim yöneticiye kendi kontrolünde olmayan şansı da yükler, riskten kaçınan yönetici bu belirsizlik için ek ücret ister. asıl çekişme teşvik ile risk paylaşımı arasındaki bu dengededir.
pratikte araçlar tanıdık. sigortada muafiyet ve katılım payı, kaskoda hasarsızlık indirimi sigortalıyı maliyetin bir kısmına ortak eder. şirketlerde hisse opsiyonu, uzun vadeli performans primi ve geri alma maddeleri yöneticiyi hissedara yaklaştırır; ama kısa vadeli hisse fiyatına bağlanmış prim, yöneticiyi çeyrek sonunu süslemeye de itebilir. risk sermayesi yatırımlarının turlara bölünmesi, kurucu hisselerine hak kazanma takvimi konması, yönetim kurulunda koltuk istenmesi hep yatırımcının göremediği çabayı dolaylı yoldan yönetme çabası. bankacılıkta batamayacak kadar büyük kurumların kurtarılma beklentisiyle daha fazla risk alması, 2008 krizinden sonra en çok konuşulan ahlaki tehlike örneği oldu. otomotiv tedarik tarafında yıllarca gördüğüm bir örnek de var. hatalı parçanın bedeli sonradan garanti iadesiyle ödendiğinde tedarikçide hat sonu kontrolü gevşiyor; bu yüzden sözleşmelere geri çağırma maliyetinin nasıl paylaşılacağı ayrıntılı yazılıyor.
yapay zekada da aynı yapı karşımıza çıkıyor. pekiştirmeli öğrenme ile eğitilen bir ajan tasarımcının gerçek amacını değil ölçülen ödülü en büyükler, ölçümde bir açık bulursa onu kullanır. ödül istismarı denen bu durum, asil ile vekil arasındaki boşluğun makinedeki karşılığı. yanlış anlamalara gelince, ahlaki tehlike ters seçimle aynı şey değil; ters seçim sözleşmeden önceki gizli bilgiyle, ahlaki tehlike sözleşmeden sonraki gizli eylemle ilgili. denetimi artırmak da her zaman çözüm değil, izlenen çalışan ölçüleni yapar, ölçülmeyeni bırakır. ilişki uzun soluklu olduğunda ise tekrarlanan oyunların mantığı devreye girer ve itibar kaygısı sözleşmenin yapamadığını kısmen yapar.
ters seçim, bilgisi az olan tarafın karşısına, bilgi farkı yüzünden ortalamadan daha kötü işlem ortaklarının toplanması. ingilizcedeki adverse selection karşılığı, bazen olumsuz seçim diye de çevriliyor. sorun işlem yapılmadan önce var olan gizli bilgiden çıkar ve bilgi asimetrisinin en bilinen sonucudur. sözleşme imzalandıktan sonra davranışın değişmesinden doğan ahlaki tehlikeyle sık karıştırılır. kabaca ters seçim 'kim geliyor' sorusudur, ahlaki tehlike 'gelen ne yapıyor' sorusu.
kavramı ekonominin merkezine taşıyan, george akerlof'un 1970'te quarterly journal of economics'te yayımlanan the market for lemons makalesi oldu. amerikan argosunda limon, alır almaz arıza çıkaran araba demek. makale bu dergiden önce üç saygın dergiden geri çevrilmişti, sonunda yazarına 2001 nobel ekonomi ödülünü getirdi. mantığı rakamla anlatayım. ikinci el pazarında arabaların yarısı sağlam, yarısı limon olsun. sağlam arabanın sahibi ona 1 milyon lira değer biçiyor, alıcı 1,2 milyon vermeye razı; limonun sahibi 500 bin diyor, alıcı 600 bin. alıcı hangisinin hangisi olduğunu ayırt edemiyorsa ortalamaya, yani en fazla 900 bine razı olur. bu fiyattan sağlam araba sahibi satmaz. pazarda sadece limonlar kalır, alıcılar bunu anlar ve fiyat 600 bine iner. iki taraf da sağlam arabanın el değiştirmesinden kazançlı çıkacakken o işlem hiç gerçekleşmez. bilgi farkı, değer yaratacak ticareti piyasadan siler.
sigortada aynı sarmal ölüm sarmalı adıyla bilinir. sigortacı riskleri ayırt edemeyip ortalama prim koyarsa, kendini sağlıklı bilenler pahalı bulup çekilir, kalanların ortalama riski yükselir, prim artar, bir dilim daha çekilir. bu yüzden sağlık sigortası birçok ülkede ya zorunlu tutulur ya da işveren üzerinden grup halinde satılır; grupta kişi sigortaya sağlığı yüzünden değil işi yüzünden girer. michael rothschild ve joseph stiglitz 1976'da başka bir yol gösterdi. farklı muafiyetli bir poliçe menüsü sunarsan düşük riskliler yüksek muafiyetli ucuz poliçeyi, yüksek riskliler pahalı ama kapsamlı olanı kendileri seçer. kredide de benzer bir tuzak var; stiglitz ve andrew weiss 1981'de faizi yükselten bankanın en riskli borçluları çektiğini, bu yüzden bankaların faizi artırmak yerine krediyi kısmayı seçebildiğini gösterdi. sigorta teknolojileri girişimlerinin telematik cihazlarla risk ölçme hevesi de özünde ters seçimle kavga.
bizde ikinci el araç piyasası bu sorunu kendi yöntemleriyle yamar. ekspertiz raporu, sigorta hasar kaydı sorgusu, galeri garantisi, 'boyasız değişensiz' ilanları hep alıcının bilgi açığını kapatmaya yönelik. satıcının ekspertizi kendi cebinden yaptırması ya da garanti vermesi ise sinyal verme örneği, çünkü limon sahibi aynı garantiyi vermeye yanaşmaz. girişim finansmanında da durum farklı değil. iyi giden şirketler yatırımcı seçebilir, her kapıyı çalıp her şartı kabul eden şirket ise yatırımcının gözünde bir uyarı ışığıdır. şirketler gönüllü ayrılma paketi açtığında önce en kolay iş bulacak olanların, yani çoğu zaman en iyi çalışanların gitmesi de bir ters seçim hikayesi. kendi danışmanlık işimde bunu en çok kredi tarafında görüyorum; en yüksek faize hiç pazarlık etmeden tamam diyen müşteri, bankanın en çok çekindiği müşteri oluyor.
sık yapılan yanlış, ters seçimi kötü niyetle açıklamak. kimse yalan söylemese de, herkes kendi bildiğine göre katılma kararı verdiği için havuz bozulur. bir diğeri, her bilgi farkının pazarı çökerteceğini sanmak; itibar, garanti, zorunlu katılım ve tarama araçları çoğu piyasayı ayakta tutar. oyun teorisi tarafında ters seçim, doğanın oyunculara tip dağıttığı eksik bilgili oyunlar ile modellenir, çözümleri de mekanizma tasarımının konusudur.
bilgi asimetrisi, bir işlemin taraflarından birinin işlemle ilgili önemli bir konuda diğerinden daha fazla şey bildiği durum. ikinci el arabayı satan, arabanın kazalı olup olmadığını alıcıdan iyi bilir; sigorta yaptıran kendi sağlığını sigortacıdan iyi bilir; iş başvurusu yapan kendi çalışma alışkanlıklarını işverenden iyi bilir. kulağa sıradan geliyor, ama ekonominin uzun süre varsaydığı tam bilgili piyasa modelinin tam karşısında duruyor. o modelde fiyat her şeyi taşır; burada ise fiyatın kendisi bilgi vermeye, hatta yanlış bilgi vermeye başlar.
kavramın akademik serüveni 1960'larda başlar. george stigler 1961'de bilgi aramanın maliyetli bir faaliyet olduğunu modelledi, kenneth arrow 1963'te sağlık hizmetlerini incelerken hasta ile hekim arasındaki bilgi farkını merkeze koydu. asıl kırılma george akerlof'un 1970 tarihli limon piyasası makalesiyle geldi. ardından michael spence 1973'te iş piyasasında sinyal vermeyi, michael rothschild ve joseph stiglitz 1976'da sigortada tarama mekanizmalarını modelledi. akerlof, spence ve stiglitz 2001 nobel ekonomi ödülünü bu çalışmalar için paylaştı; ondan önce 1996 ödülü de james mirrlees ve william vickrey'e asimetrik bilgi altında teşvikler üzerine katkıları için verilmişti. oyun teorisi açısından bilgi asimetrisinin resmi dili, harsanyi'nin kurduğu eksik bilgili oyunlar çerçevesidir.
bilgi asimetrisinin iki ana yüzü var ve ayırt etmek işe yarar. birincisi gizli bilgi, yani işlem başlamadan önce bir tarafın bildiği özellik. bu ters seçime yol açar; kötü kalitedekiler piyasada kalır, iyiler çekilir. ikincisi gizli eylem, yani işlem yapıldıktan sonra bir tarafın gözlenemeyen davranışı. bu da ahlaki tehlike doğurur; sigortalı dikkatsizleşir, yönetici kendi çıkarına çalışır. ilkine karşı sinyal ve tarama, ikincisine karşı teşvik sözleşmesi ve denetim kullanılır. mekanizma tasarımı ise bilgisi eksik olan tarafın kuralları nasıl kurarsa karşı tarafın doğruyu söylemeyi tercih edeceğini sorar.
girişim dünyası bu sorunun içinde yüzer. yatırımcı kurucunun ürününü ve kendini ne kadar iyi tanıdığını bilmez, bu yüzden şirketi inceler, parayı aşamalı koyar, hak kazanma takvimi ister. pazaryerlerinin puan ve yorum sistemleri, emanet ödeme, iade garantisi, doğrulanmış satıcı rozeti hep asimetriyi daraltmak için var; platform ekonomisinin önemli bir kısmı aslında güven üretme işi. benim alanımda durum daha can sıkıcı. bir güvenlik ürününün gerçekten koruyup korumadığını alıcı çoğu zaman ancak saldırıdan sonra öğrenir, bu yüzden pazarda en iyi pazarlanan ürün öne çıkar; ross anderson gibi güvenlik ekonomisi araştırmacıları bu pazarı limon piyasasına benzetir. yapay zeka modellerinde de benzer bir tablo var. sağlayıcı modelin hangi veriyle eğitildiğini ve nerede çuvalladığını alıcıdan iyi bilir, benchmark skorları da ancak bağımsız ölçülürse sinyal değeri taşır.
birkaç yanlış anlama var. bilgi asimetrisi her zaman satıcı lehine değildir; sigortada bilgili taraf çoğu zaman alıcıdır. asimetri tek başına piyasayı çökertmez, doğrulama ucuzsa ya da itibar tekrarlanan işlemlerle birikiyorsa piyasa gayet iyi çalışabilir. asimetriyi dolandırıcılıkla eşitlemek de yanlış; kimse yalan söylemese bile bilgi farkı fiyatları ve davranışları bozar. şüpheci bir not da düşeyim. şeffaflık adına her şeyi açıklayan şirketler bazen sadece gürültü üretir. asimetriyi kapatan şey bilgi yığını değil, doğrulanabilir bilgi.
eksik bilgili oyunlar, oyunculardan en az birinin diğerlerinin ödemelerini, maliyetlerini ya da niyetlerini tam bilmediği stratejik durumlar. klasik oyun teorisi uzun süre herkesin oyunun yapısını bildiğini varsaydı; oysa bir ihaleye giren firma rakibinin maliyetini, bir işveren adayın gerçek verimliliğini, bir yatırımcı kurucunun ne kadar çalışacağını bilmez. bu durumda inançlar zincire dönüşür. ben senin maliyetini tahmin ederim, sen benim tahminimi tahmin edersin, ben senin tahminine dair tahminimi düşünürüm ve zincir sonsuza uzar.
çıkışı macar asıllı iktisatçı john harsanyi buldu. 1967 ve 1968'de management science dergisinde üç parça halinde yayımlanan makalesinde basit ama dahice bir hile önerdi. oyunun başına doğa adında hayali bir oyuncu koy; doğa her oyuncunun tipini, yani maliyetini, bilgisini ya da tercihini, herkesin bildiği ortak bir olasılık dağılımından çeksin. her oyuncu kendi tipini görür, başkalarınınkini görmez. böylece 'oyunun ne olduğunu bilmiyorum' sorunu, 'doğanın hangi hamleyi yaptığını görmedim' sorununa dönüşür ve ikincisi zaten çözülebilen bir şeydir. ortaya çıkan çözüm kavramına bayesçi nash dengesi denir; her tip, rakiplerin tiplerine dair inancı verildiğinde beklenen ödemesini en büyükleyen stratejiyi seçer. harsanyi bu çalışma için 1994'te nash ve selten ile nobel ekonomi ödülünü paylaştı.
basit bir örnek. bulut hizmetleri pazarına girmek isteyen bir girişim, yerleşik rakibin maliyet yapısını bilmiyor. rakip yüzde 50 ihtimalle düşük maliyetli ve girişe fiyat savaşıyla karşılık verir; yüzde 50 ihtimalle yüksek maliyetli ve pazarı paylaşmayı tercih eder. girişim girerse savaşta 3 birim kaybeder, paylaşımda 5 birim kazanır, girmezse sıfır alır. beklenen kazanç 0,5 çarpı eksi 3 artı 0,5 çarpı 5, yani 1. girmek mantıklı. ama girişimin inancı yüzde 70 düşük maliyete kayarsa beklenen değer eksi 0,6'ya iner ve girmez. işte bu yüzden yüksek maliyetli rakip bile düşük maliyetliymiş gibi davranmaya, sert açıklamalar yapmaya, gösterişli yatırımlar duyurmaya heveslenir. sinyal verme ve itibar oyunları buradan doğar.
uygulama alanı geniş. açık artırma teorisinin büyük kısmı, teklif verenlerin birbirinin değerlemesini bilmediği eksik bilgili oyunlar üzerine kurulu. mekanizma tasarımı da aynı çerçeveden çıkar; roger myerson'ın gösterdiği gibi tasarımcı, oyuncuların özel bilgisini dürüstçe söylemelerini kârlı kılacak kuralları arar. sigorta ve kredideki ters seçim, işe alımdaki diploma sinyalleri, pazarlıktaki 'son fiyatım bu' blöfü hep bu ailenin üyeleri. yapay zeka tarafında en çarpıcı örnek poker. carnegie mellon üniversitesinden noam brown ve tuomas sandholm'un geliştirdiği libratus 2017'de iki kişilik limitsiz texas hold'em'de profesyonelleri yendi, 2019'da pluribus altı kişilik masada benzerini başardı. satrançta her taş görünür, pokerde rakibin elini görmezsin ve blöf dengenin bir parçası olur. çok ajanlı pekiştirmeli öğrenme ve birbiriyle pazarlık eden dil modeli ajanları da tam bu soruyla uğraşıyor.
en sık karıştırılan ayrım eksik bilgi ile kusurlu bilgi arasında. kusurlu bilgide oyuncular oyunun yapısını bilir ama bazı hamleleri görmez, kapalı zarfla aynı anda teklif vermek gibi. eksik bilgide ödemelerin ya da tiplerin kendisi bilinmez. harsanyi dönüşümü birinciyi ikinciye çevirse de sezgisel fark önemli. ikinci sınır ortak öncül varsayımı; herkesin aynı olasılık dağılımından yola çıktığını kabul etmek gerçek piyasalar için iyimser. kendi işimde sık gördüğüm bir şey var. karşı tarafın ne bildiğini modellemeyen her fiyatlama ya da teklif sistemi, eninde sonunda bilgisi fazla olan tarafa para kaptırıyor. bilgi asimetrisi dediğimiz piyasa sorunu, bu oyunların ekonomideki gündelik yüzü.